DERGİ AKSEKİ Yazdır
Haber Editörü tarafından yazıldı   
Cuma, 29 Mayıs 2009 08:39

 

DERGİ AKSEKİ
Mayıs 2009-Sayı:1 Üç ayda bir yayınlanır ücretsizdir.

Başkandan –Vehbi GÜLEÇ

Değerli Hemşehrilerim;
 
 Akseki Eğitim Hayratı, 42 yıl; dile kolay kırkiki yıl önce; 1967 yılında kurulmuş, hep aynı şevk ve heyecan ile toplum yararına faaliyetlerine devam ediyoruz.
Bu faaliyetlerimizden bir kilometre taşı da, Antalya şubesinin kurulması ile oldu.
2008 yılında şubemiz faal duruma geçti, emeği geçen tüm hemşehrilerimize çok teşekkür ediyor ve hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.
Antalya şubemizin; çok önemli hizmetler vereceğine inancım sonsuz, ancak tüm hemşehrilerimizin de el ele vererek, şubemizin hep daha ileriye gitmesi için yardımcı olmasını canı gönülden istiyorum. "Tüm yurttaki Aksekililer Akseki'yi unutmuşlar mıdır?" Bu sorunun cevabı hayır olacaktır, işte bu unutmamanın ifade ettiği gerçek, köyü ve kenti ile bir bütünlüğü ifade eden "Aksekililik ruhu"nun içinde gizlidir. Bu ruhtur tüm Aksekilileri birbirine bağlayan zincir, bu ruh zinciri paha biçilmez kıymettedir. Bu Aksekililik ruhu kırılmayan, ezilmeyen bir zincirdir.
Aksekililik ruhu bütün olarak Akseki'yi ve Aksekilileri sevmek; onlara önderlik etmek, onları korumak ve devamlarını sağlamaktır.
Aksekili ruhu zamanın kıymetini bilmek, hayatı anlamak ve çalışmaktır.
Bu güzel, anlamlı Aksekili ruhunu her zaman canlılık ve tazeliğinde tutmak, hepimizin ilkesi olsun. Bu vesile ile kıymetli hemşehrilerimi en derin muhabbetle selamlar, saygılar sunarım.


Akseki Dergisi3 Ayda bir yayınlanır. Mayıs 2009, Sayı: 1
Akseki Eğitim Hayratı Derneği Adına, Sahibi Vehbi Güleç
Genel Yayın Yönetmeni
Rasih Kaplan
Fotoğraflar
Rasih Kaplan, Adem Çetin
Tasarım ve Uygulama
Rasih Kaplan, Deniz Akkol, Murat Oğurlu
Baskı
Matbaa Çözümleri San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.
Maltepe Mah. Litros Yolu, Fatih San. Sitesi,
No: 12/112 Topkapı-istanbui
Tel: 0212 674 39 80
Yayın Kurulu
ibrahim Ekmekçi, Adem Çetin, Mahmut Atom Duruk, Dr. Mehmet Çetin Duruk, Rasih Kaplan, Binnur Kosova, Murat Erol, Siyma Aksekili, Bora Ekmekçi
iletişim Adresi
Akseki Eğitim Hayratı Derneği Gruba Hastanesi Cad. No: 30/D Şehremini-istanbul, Tel: 0212 523 39 09
Akseki Eğitim Hayratı Derneği tarafından yayınlanan Akseki Dergisi T.C yasalarına uygun olarak yayın yapmaktadır. Dergide yer alan yazı ve makaleler yazarlarının görüşüdür.

Başkanımıza başarılar dileriz

Akseki Belediye Başkanlığı seçimlerini Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) adayı Mehmet Golcü kazandı. Demokrasimizin vazgeçilmez unsurları olan seçimlerin, 29.Mart.2009 Pazar günü gerçekleşmesi sonucu, Akseki'de Belediye başkanlığı seçimini 784 oyla CHP'den Mehmet Golcü kazandı. AK Parti Akseki Belediye başkanı adayı Mustafa ismet Uysal 780 oy, MHP Akseki Belediye başkanı adayı Alim Doğan Özcivan da 263 oy almıştır.
Kazananların da, "zafer sarhoşluğuna kapılmadan" topluma verdikleri vaadleri gerçekleştirmekten  başka, diğer partilerin projelerini inceleyerek, toplum yararına olanlara ve gerçekleşebilme imkanı bulunanlara da sahip çıkmaları, görev aldıkları dönem içinde, başarı oranlarını artırmaları dileklerimizle, yeni Belediye Başkanımız Mehmet Gölcü'ye başarılar dileriz.Bireylerin serbest iradeleri ile çoğunluğun dilediği yöneticilere yetki verildiği anlamı taşıyan seçimlerde, kazananlar başarılarını sevinçle karşılarken, bekledikleri yetkiyi bulamayanların, gösterecekleri tepkinin ölçüsü, "demokrasi de ulaşılan olgunluğun" göstergesi olarak da değerlendirilmelidir.
 
Mehmet Gölcü

1955 Yılında Akseki'de doğdum.İlk ve ortaokulu Akseki'de, liseyi Manavgat'ta bitirdim.1976-1977 öğretim döneminde ADMMA-YO Makine Mühendisi olarak mezun oldum. İş hayatımda sırayla DAY-SA Mühendislik bürosunda proje hesapları ve çizim sorumlusu, Sağlık Bakanlığı ana depo ve Tamirhane Müdürlüğü'nde Motor atölyesi Şefi,Bakanlık merkezinde İnşaat Kontrol Mühendisi,Sağlık Bakanlığı Antalya 4 No'lu Donatım Bölge Müdürlüğü'nde Müdür Yardımcılığı, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü'nde İnşaat Kontrollüğü ve Alanya Devlet Hastanesi'nde Makine Mühendisi olarak çalıştım. 2002 yılında emekli oldum. Emekli olduktan sonra çeşitli yapı denetimlerinde Uzman Mühendis olarak çalıştım.Evli ve bir çocuk babasıyım.

AKSEKİ BELEDİYESİ'NDE DEVİR TESLİM TÖRENİ

Antalya'nın Akseki İlçesinde Belediye Başkanlığı devir teslim heyecanı yaşandı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Belediye Başkanı Osman Salih Çelikel 20 yıldır sürdürdüğü görevini 29 Mart yerel seçimleri ardından  en çok oyu alan,Emekli Makine Mühendisi evli bir çocuk babası CHP'den Belediye Başkanı seçilen Mehmet Gölcü'ye devretti.
 
Mazbatasını alan Akseki Belediye Başkanı Mehmet Golcü görevi devraldığı Osman Salih Çelikel'e 20 yıllık görevinde yaptığı çalışmalardan dolayı teşekkürlerini sundu.
Akseki Belediyesi, başkanlık odasında yapılan devir teslim töreninde kısa bir konuşma yapan eski Belediye Başkanı Osman Salih Çelikel , "Akseki Belediyesi'nde acısı ile tatlısı ile 20 yıl görev yaptık. Bu süre zarfında güzel hizmetler yapmaya çalıştık. Yeni belediye başkanımız Mehmet Golcü arkadaşımızın da güzel hizmetler yapacağına inanıyorum. Şimdiden hizmetlerinde başarılar diliyorum" dedi.
Akseki'nin yeni Belediye Başkanı Mehmet Golcü, devir teslim töreninde yaptığı açıklamada, "29 Mart yerel seçimlerinde bizi destekleyen ve desteklemeyen bütün hemşehrilerime teşekkür ediyorum.Halkımızın göstermiş olduğu ilgiye; oy verenlere de, vermeyenlere de teşekkür ederim. Parti rozetimi çıkarttım. Oy veren vermeyen ayrımı yapmadan en güzel hizmeti yapacağız, Aksekimiz'i layık olduğu güzel yerlere taşıyacağız. Vatandaşlarımla istişare ederek güzel hizmetler yapacağım. Buradan herkese teşekkür ederim. İşe başlar başlamaz yeni projelerimizi halkımız ile paylaşacağız" dedi.
Devir teslim törenine katılan CHP ilçe Başkanı Önder Çalık ise her zaman uyum içerisinde yürütülen hizmetlerde Akseki Belediye Başkanı Osman Salih Çelikel'in örnek bir başkanlık görevi yerine getirdiğini ve aynı şekilde hizmetlerin kaldığı yerden yeni Belediye Başkanı Mehmet Golcü ile devam edeceğini kaydetti.
Törene Belediye çalışanları ve vatandaşlar katıldı... Adem Çetin-Akseki

AKSEKİ BELEDİYESİ HİZMET PROLERİ

Günümüz belediyeciliği artık sadece su, kanalizasyon, çöp, yol v.s. hizmetlerle sınırlı, klasik belediyeciliği sürdürmek değildir. Gelinen nokta; belediyelere, yörelerimizin sosyal ve ekonomik açıdan kalkınabilmesi, halkın refah düzeyinin arttırılması, istihdam alanları sunulması gibi en temel sorunlara da çözümler arama ve bulma görevini vermektedir. Halkımızın yaşam kalitesini  yükseltilmesi ile doğrudan ilişkili olan bu yeni görevler, yeni bir hizmet anlayışını da zorunlu kılmaktadır. Bu yeni yükümlülükler çerçevesinde, Söz konusu bu yedi ana başlık altında yer alan projeler, hayata geçirildiği takdirde Akseki kısa sürede önemli ilerlemeler kaydedecektir. Projelerimiz ve şeffaf yönetim anlayışımızla "Hedefimiz: Canlı, Gelişen ve Üreten Bir Akseki Yaratmaktı çağdaş yönetim anlayışı; temel belediye hizmetlerini de hızlı bir şekilde gerçekleştirmenin yanı sıra, Akseki'ye yeni ve gülümseyen bir çehre kazandırmalıdır.
Çağdaş belediyecilik tüm bu hizmetlerin yanı sıra, kent sakinlerinin hayat kalitesini arttırması ve bu amaçla kentin fiziki şartlarının iyileştirilmesinin yanı sıra, sosyal ve ekonomik gelişmesinin sağlanması ile de kendini görevli kabul eder. Daha açık bir ifadeyle, yeni belediyecilik anlayışı eğitim, kültür, sanat, spor, kişisel gelişim, mesleki eğitim, istihdam, güvenlik, sağlık, çocuk bakımı, yaşlılara ve engellilere yönelik hizmetler, şehrin ekonomik gelişiminin planlanması ve özel sektör kuruluşlarının desteklenmesi, göç olgusu ve göçmenlerle ilgili hizmetler gibi hayatın her anını ve alanını kuşatacak biçimde faaliyet alanını genişletmiştir. Bu bağlamda, Akseki'yi sizlerle birlikte yönetmeye talip biri olarak; projelerimi yedi ana başlık altında oluşturdum.
• Altyapı
• Çevre
• Yatırımlar (Üst Yapı)
• Sosyal Belediyecilik
• Kültür-Sanat-Eğitim
• Ekonomi
• Spor
Söz konusu bu yedi ana başlık altında yer alan projeler, hayata geçirildiği 
takdirde Akseki kısa sürede önemli ilerlemeler kaydedecektir. Projelerimiz 
ve şeffaf yönetim anlayışımızla "Hedefimiz: Canlı, Gelişen ve Üreten Bir 
Akseki Yaratmaktır".

Seçim sonrası Mehmet Gölcü'nün ilk açıklamaları

1-Akseki'nin en önemli problemi Su meselesidir.alternatif kaynaklar bularak Aksekimizin su
   problemini gidermek için elimizden geleni yapacağız.
2-Akseki Göktepe Yaylasından gelen su irsaliye hattının, gerek Aspest boru (sağlığa zararlı) gerekse
   ekonomik ömrünü tamamlaması nedeni ile yenilenmesi işlemlerine hemen başlayacağız.
3-Kışın Bozulan yollarımızın onarılıp yapılmasını gerçekleştireceğiz.
4-Akseki'de Halk meclisi oluşturacağım, Akseki'de yapılan tüm hizmetlerimizi halkımızla paylaşacağım.
5-Akseki'nin mimari dokusu bozulmayacak Akseki'ye özgü düğmeli evlerini koruyup turizme
   kazandıracağım.
6-Aksekimizdeki Belediyeye ait arsaları talep olması durumunda satıp Akseki'ye nüfus ve ekonomik
   girdi sağlamaya çalışacağım.
7-Akseki'deki park sorununu çözmek için gerekli girişimleri yapacağım.
8-Akseki'mize çok acil olan sanayi sitesini.anayol üzerinde çalışmaları başlatacağım.
9-Akseki de yürünemeyecek hale gelmiş kaldırımları düzeltip, yayalara açacağız.
10-Akseki belediyemizi internet ortamında tüm halkımıza belediye çalışmaları ile ilgili çalışmalarımız anlatacağız.

Nasıl Bir Belediye
 
Belediyeler; halkla yönetimin birleştiği, el ele vererek projeler gerçekleştirdiği ve böylelikle hayallerin gerçeğe dönüştürüldüğü en etkin yönetim mekanizmalarıdır. Yaşanılan çevrenin altyapısının insanların hayatını kolaylaştıracak bir biçimde tesisinin sağlanması; sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmanın bütünleşik bir biçimde gerçekleştirilmesi, belediyelerin temel görevleri arasında yer almaktadır. Dolayısıyla belediyelerin, hizmet sınırları içerisindeki bölgeye hem altyapı, hem de üstyapı anlamında dengeli bir şekilde hizmet vermesi gerekmektedir.
Hiç kuşkusuz ki; hızla artan ve çeşitlenen ihtiyaçlar, bu hizmetleri karşılamakla yükümlü olan belediyelerin etkin hizmet verme zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Sınırlı kaynakları, verimli bir şekilde kullanarak yerel ihtiyaçların üstesinden gelmek için, yeni bir yönetim anlayışının gereği olarak belediyelerde stratejik planlama yapmak, kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Belediyelerin, yerel faktörleri, uzun bir zaman dilimini hedefleyerek analiz etmesi ve sürekli yakından takip ederek, sonuçlara göre yeni stratejiler üretmesi kaçınılmazdır. Stratejik planlama aracılığıyla, amaçlar doğrultusunda, çevredeki fırsat ve tehditler tespit edilir, zayıf ve güçlü yönler belirlenir. Planlama, halkın beklentilerinin ve sorunlarının tespitinde; çözüme yönelik projelerin oluşturulmasında önemli bir referans noktası oluşturmaktadır. Ayrıca yapılan analizler çerçevesinde, etkin eylem planlarının oluşturulması, kurum kimliğinin geliştirilmesi, hizmet içi eğitimlerin organize edilmesi gibi birçok olgu sağlıklı ve amaca hizmet eder bir zemine oturtulabilmektedir.

Verimliliği hedefleyen söz konusu bu planlamanın hayata geçirilmesi sürecinde;

sivil toplum örgütleri, meslek odaları ve üniversiteler ile dayanışma ve işbirliği yapan,
• adaletli,
• şeffaf hizmet veren, bütçesini halka açan,
• halkla bütünleşen ve halkıyla birlikte olan,
• iyi örgütlenmiş,
• teknolojik gelişmelere ve yeniliklere açık,
• kültürel değerlerin gelişimine katkı sağlayan,
• tarihi mirasına sahip çıkan,
• çevreye-doğaya saygılı,
• halkının onurunu çiğneyerek kömür-erzak dağıtmayan ama halkına yarattığı istihdamla onurlarıyla ihtiyacını karşılayan bir toplum yaratmayı hedefleyen, bir Belediye olmayı hedefliyoruz.
Bu söylemlerimizin altını dolduracak stratejik plan ve eylemlerimiz şöyle özetlenebilir:
Sağlıklı bir yaşamın vazgeçilmezi olan altyapıya ilişkin yatırımları; kısa sürede projelendirip, vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız.
Belediye personelinin mesleki eğitimle kendilerini alanlarında geliştirmelerini sağlayacağız. Böylece personelimizin ehliyetli ve deneyimli olmalarını sağlayacağız.
Gençlerin, çocukların, yaşlıların, engellilerin ve hastaların sorunlarına önem vererek çözümler üreteceğiz.
Kültürel ve sosyal faaliyetlere ağırlık vererek halkımızın birbirleriyle kaynaşmasını sağlayacak ve boş zamanlarını değerlendirebilecekleri alanlar yaratacağız.
Belediye hizmetlerinin halka ulaştırılmasında son teknolojinin gerektirdiği; iletişim yöntem ve araçlarını kullanarak halkın daha hızlı ve verimli hizmete ulaşmasını sağlayacağız. (e-be!ec!iyecilik uygulaması gibi)
 
Yoksul ve çalışacak gücü olmayan insanlara yapılacak yardımları onların onurunu çiğnemeden, bir elin verdiğini diğerinin görmemesi anlayışıyla yapacağız.
 
Yolsuzluklara hiçbir koşulda müsaade etmeyeceğiz. Yeterli takip ve denetimle olası bir yolsuzluğun peşini bırakmayacak; sorumluları kim olursa olsun yasal işlemleri yapacağız. Bu husustaki hassasiyetimizde ahbap-çavuş ilişkisine izin vermeyeceğiz.
 
Çevre belediyelerle koordineli çalışarak ortak sorunlar üzerinde beraber çözümler üreteceğiz.
Belediyenin ve çevrenin uzun vadeli gelişimini öngören planlı yönetim metodu uygulayacağız.Evrensel ve ulusal düşünen ve bu düşüncelerde yerel davranan; ulusal, bağımsız, adil ve istihdam yaratmayı kendisine ilke edinen bir belediye olacağız.
AKSEKİ BELEDİYESİ PROJESİ
Akseki içme suyu projesi

Akseki'nin öncelikli problemlerinden en önemlisi içme suyu ihtiyacıdır. Mevcut su yetmemekte olup zaman zaman yıllara göre su kesintileri yapıldığı bilinen bir gerçektir. Mevcut bölgedeki su kaynaklarından su temini çalışmalarına hız verilecektir. Konunun uzmanları çeşitli projeler üzerinde çalışmaktadır. Göreve başlanıldığı ilk günden itibaren uzmanlarca hazırlanan projeler masaya yatırılarak ilçenin su problemi çözülecektir.
Belediye hizmetleri kapsamında Katı Atık Projesi Çevreci projelere AB'nin göstermiş olduğu destek ve ilgi de göz önünde bulundurularak; AB normlarına uygun bir konumda Katı Atık Düzenli Depolama Tesisi kurulmalı ve çalıştırılması temin edilmelidir. Bu amaçla Akseki Belediyesi Strateji Geliştirme Birimi (Müdürlüğü) tarafından Leonardo da Vinci hareketlilik projesi çerçevesinde Veta-Pro projesi gereğinde hazırlanan "AB Standartlarında uygulanan katı atık düzenli depolama tesislerinin yerinde incelenmesi" konulu proje hazırlanmalı ve bilahare AB'nin Türkiye'deki projelerinden sorumlu Ulusal Ajans tarafından gerçekleştirilebilir düzeyde bulunarak kabul edilmesi sağlanmalıdır.

El Emeği Parkı

Öncelikle ev hanımlarının aile bütçelerine katkıda bulunmak amacı ile el emeği göz nuru ürünlerini pazarlayabildikleri "Bayanlar Platformu" kurulacak ve devamlılığı sağlanacaktır. Böylece kadınlarımızı üretken, sosyal ve ayaklan üzerinde durabilen bireyler haline getireceğiz

Sağlık Destek Hizmetleri

1-Alo Ambulans   
2-Alo Cenaze
3-Ücretsiz Check Up (yılda üç kez) Ücretsiz Sağlık Taraması (okullar, halk)
Sosyal Yardım Hizmetleri
  
1-Öğrenci bursları (başarılı ortaöğretim ve yüksek öğretim öğrencilerine)
2-Muhtaçlara yakacak ve yiyecek yardımları (belirli zamanlarda)
3- Öğrencilerimizin staj yapabilecekleri yerlerin temininde yardımcı olunacaktır.
4-Her türlü çalışmalarda üniversite ile ortak projeler geliştirilecektir.
5-Tiyatro ve film gösterimleri yapılacak daha sosyal bir yaşam sağlanacaktır. Çocuk, kadın ve ailelerin gelip keyifli zaman geçirecekleri spor yapacakları parklar yapılacaktır.
6-Kullanılmış kitap, kıyafet ve ayakkabıların gerekli bakım ve temizlikleri yapıldıktan sonra ihtiyaç sahibi insanlara ulaştırılması sağlanacaktır.

Belediye resmi Web sitesi kurulması

Oluşturulacak Akseki Belediyesi'nin resmi sitesinde, belediye ile ilgili online işlemler, Akseki'nin tarihçesi, tanıtımı, gezilecek-görülecek yerler, gelenek ve görenekler, kültür yaşamı, Akseki'deki resmi devlet kurumları, Belediyenin Müdürlükleri, Akseki'nin ulaşımı konusundaki ayrıntılar, okulları, sağlık kurumları, Akseki Belediye Başkanı ve yönetimi, nüfusu, hava durumu, sporu, kültür ve sanat etkinlikleri hakkında bilgiler yer alacaktır. Ayrıca Web Sitesinde, Akseki'nin önemli telefonları, Akseki İlçe Rehberi, Akseki'den güncel haberler, nöbetçi eczane, Akseki Belediye Meclisi'nin kararları ve ihale ilanları da bulunacaktır.

"Uluslararası fonlar araştırma ve uygulama grubu"

Söz konusu grup; eğitim, sağlık, gençler, kadınlar, engelliler, çocuklar gibi pek çok alanda katkı sağlamak üzere, uluslararası fonları yakından takip edecek ve konuyla ilgili olarak uzmanlar projeler üretecektir.

TS-EN -ISO 9001:2000 Kalite yönetim sistemi

Belediye hizmetlerinin ilkeli, kaliteli, yasalara ve standartlara uygun verilmesi için çalışanlarımıza sürekli eğitim vererek, vatandaşların ve çalışanların memnuniyetlerini arttırmak, hizmetlerde ise sürekli iyileştirmeler yapmak bakımından bu sisteme geçişi sağlayacağız.
Halk tarafından denetlenebilirlik
Belediye Meclis üyelerinin faaliyet dönemi boyunca gösterdikleri performanslarını izlemek mümkün olacak, böylece halkın kendi seçtikleri üyelerin neler yaptıklarını görmeleri sağlanacaktır.
Halkla beraber olma
Doğum, ölüm, düğün, nişan gibi insan hayatında önemli ve dönüm noktaları olan günlerde halkla beraber olmak acıları, sevinçleri paylaşmak önemlidir, "insan insanın ilacıdır" sözünden hareketle halkımızla iç içe olma anlayışını sergileyeceğiz. Ayrıca haftanın belirli günleri halk günü ilan edilecektir.
 
Örgütlü toplum anlayışını hâkim kılmak

Çalışanların sendikalı olması sağlanacaktır.

Tarıma ve hayvancılığa yapılacak yatırım ve teşvikler

Su sıkıntısı çeken ilçemizde; az su isteyen üzüm, badem, Amerikan bademi, zeytin yetiştirilmesi teşvik edilecektir. Kırsal kesimde yetişen üzümümüzün aromasının daha kaliteli olduğu ziraatçiler tarafından ifade edilmektedir. Bağcılığın teşvik edilmesiyle bol miktarda üretim sağlanacaktır. Bu da kaliteli üzüm ve pekmez üretimi ve bunun pazarlanmasının ilçemize büyük katkı sağlaması demektir. Bölgenin doğal bitki örtüsüne bağlı olarak elde edilen kardelen soğanı, kekik değişik türlerde adaçayı, bal üretimi için yaban çiçekleri üretimleri ve pazarlanması teşvik edilerek ilçemize gelir sağlanacaktır. Hayvancılığın teşviki ile peynir, yağ, süt ve et üretimi yaygınlaştırılarak yöre halkına istihdam sağlanacaktır.

Turizmin canlandırılması

Son yıllarda geleneksel turizme (kum, deniz, güneş) ek olarak 'eko-turizm' ve 'yayla turizmi' denilen alternatif turizm eğilimi ortaya çıkmıştır.
Sahil turizminin hızlı betonlaşma sonucu eski çekiciliğini kaybetmesi ile bu eğilimin alternatif turizmle giderileceği planlanmıştır. Akseki'nin kültürel ve doğal özellikleri alternatif turizm için zengin bir potansiyele sahiptir. Yapacağımız plan ve programlı çalışmalarla bu alternatif turizmden faydalanarak ilçemize katkı sağlayacağız, ilçemiz özellikle av turizmi, yayla turizmi, doğa turizmi, kültür ve kış turizmi için elverişlidir.
Çekül Vakfının hazırladığı 'Yedi bölge yedi kent projesi' çerçevesinde 'Düğmeli Evler' diye nitelendirilen ve korumaya alınan evlerin restorasyonu yapılarak; müze, kafeterya, restoran gibi işlevlerle turizme kazandırılması sağlanacaktır. Bunun için Çekül Vakfı ile ilişkilerimiz artırılarak gerekli yardımlar sağlanacaktır. Taşın ağacın bol olduğu, taş-yontu ve ağaç-işleme sanatlarının iç içe geliştiği bu bölgede inşaatlarda yaygın olarak kullanılan taş-hatıl yöre mimarisine özgün bir değer kazandırmıştır. Biz buna Düğmeli Evler diyoruz. Bu evler sayesinde Akseki kültürel kimliğini korumuş yedi kentten biri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle belediyece UNESCO destekli 'Kültürel Eğitim Programı' uygulanmalıdır. Bu etkinliklerde Akseki'de insan kaynağı sıkıntısı çekilmeyecektir. Böylelikle yörede yaşayanlara istihdam sağlanacaktır.
Son yıllarda Akseki'de düzenlenen şenliklere ilgi ve katılım artmaktadır. Bu şenliklerin çeşitli sosyal ve kültürel yararları yanında, yerel değerleri de gün ışığına çıkmasında etkin bir rolü bulunmaktadır. Bu ve benzeri etkinlikler, iç ve dış turizmin gelişmesini; yerel halkın her bireyinin maddi ve manevi

İlçe Tanıtım Platformu

İlçenin yerel medyası, idari kadrolarının üst düzey yöneticileri, işadamları, sanat-edebiyat-kültür dünyasından önde gelen isimleri, eğitim dünyasından temsilcileri vs. ile "İlçe Tanıtım Platformu" oluşturulacak, bu platform, ne halkla ilişkiler çalışmasının bir parçası, ne de politik ikna zemini olmayacaktır. İşlevsel, etkin ve sonuca yönelik programlarla ilçenin ulusal ve uluslararası ortamlarda tanıtımı için projeler geliştirecek; bu tanıtımlar sayesinde ilçeye fon, destek ve yatırım çekilmesini sağlayacaktır.

Aksekili işadamlarını yatırıma teşvik

Bugün "ticaretin başkenti Akseki"den pek çok işadamı çıktığı ve Türkiye'de çeşitli yerlerde yatırım yaptıkları ve Türkiye ekonomisine önemli katkı sağladıkları malumdur. Bunun için hazırlanan her türlü gelişim projesi Aksekili iş adamlarına sunulup onlardan yatırım amaçlı destek sağlanacaktır. Bu projeler için yasal mevzuatlar çerçevesinde yatırıma teşvik için belediyeden arsa temini sağlanacaktır.


YAYLACIK TEPESİ (Tarifsiz bir manzara enfes bir görüntü)

Adem Çetin

Sabah saat 08:00 sıralarında , arkadaşım Abdullah Çatlı ve oğlu Tugay ile birlikte manzarası eşsiz bir yer olan Yaylacık Tepesi'ne çıkmak üzere hazırlıklarımıza başladık. Tugay'ın fotoğraf çekmeye ilgisinin büyük olması dolayısıyla yanımıza fotoğraf makinamızı da aldık.
Beraberimizde orada yiyeceğimiz ve içeceğimiz katıklarımızı alarak arabamla yola çıktık. Yaylacık Tepesı'ni seçmemızdeki en büyük sebep Akseki'ye 20 km mesafede ve 1999 metre rakımlı tepenin yöreye çok hakim bir tepe olması ve gün batımı manzarasının görüntüsünü izlemekti.
Akseki'den Eski Konya Yolu'ndan imrahasan mevkiine , oradan da Yaylacık Tepesi'ne hareket ettik. 8.nci km'ye geldiğimizde ,TUGAY ; "Adem abi durur musun erik ağacı gördüm burada biraz duralım" demesi üzerine arabamı kenara çektim durdum. "Tugay şimdi erik zamanı değil" dedim. Belli ki Tugay'ın erik ağacı dediği alınç ağacıymış çünkü mevsim itibarı ile sonbaharda erik olmazdı.Alınç yemek için 15 dakika kadar mola verdikten sonra tekrar yola koyulduk, yaklaşık 10 dakika kadar yürüdükten sonra imrahasan'a vardık.

Sedir(katıran) ağaçlarının melodisi duyuluyordu

1525 metre rakımlı imrahasan'da karşılaştığımız manzara muhteşem ve de görülmeye değerdi. Sedir ağaçlarının rüzgarla birlikte çıkarmış olduğu ıslık sesi, insanın kulaklarına tatlı bir melodi şeklinde geliyordu. Bu eşsiz manzarayı fotoğraf çekerek değerlendirdikten sonra, geçen yıl açılmış olan yaylacık orman yolundan Yaylacık Tepesi'ne doğru hareket ettik. 4x4 aracımız sayesinde yolların bozuk olması bizi etkilemedi 20 dakikalık dik yokuşlu, çam, sedir ve ladin ağaçlarının arasından geçerek Yaylacık Tepesi'ne tırmandık.
Tepeye çıktığımızda araba hararet yaptı, su kaynattı. 3-5 dakika sonra zirvede hava sıcaklığı bir hayli düşük olduğundan arabamın harareti de düştü. Yöreye ilk defa geldiğini söyleyen Abdullah ve Tugay, gördükleri eşsiz manzara karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi. Akseki'de havanın çok sıcak olması dolayısıyla , üstüne yazlıklarını giyen Tugay'ın üşüdüğünü gördüm. Aşırı esintiden dolayı yakında bulunan yangın kulübesine sığındık.

Çok etkileyici manzara

Gördüğümüz manzarayı tarif etmek imkansızdı. Elimden geldiğince sizlere anlatmaya çalışayım: Antalya, Manavgat ve deniz sanki uydudan izliyormuşcasına görülmeye değer. Bunu ifade etmek gerçekten çok zor. Bu manzarayı görünce sizlerin de hayretler içinde kalacağınızı ve bu muhteşem manzarayı unutamayacağınızı tahmin ediyorum. Ayrıca Akseki'nin köylerinin büyük bir kısmı da Yaylacık Tepesi'nden görünüyordu. Göktepe Yaylası, Çimi Yaylası , Gidengelmez, Ormana, ibradı da görünüyor, çok etkileyici manzara..

Çalan telefon sessizliği bozdu

Bu arada telefonum çaldı. Arayan arkadaşım Hıfsı Tellioğlu idi. Nerede olduğumu sordu, Yaylacık'ta olduğumu söyleyince kendisinin de geleceğini söyledi. Aradan bir saat kadar bir zaman geçmişti ki araba sesini duymaya başladım ve hemen karşılamaya gittim. Gelen arkadaşım Hıfsı idi. Yanında ağabeyi ibrahim ve amcaları Ali Tellioğlu da vardı. 'Hoş geldiniz' dedikten sonra ilk defa geldikleri hallerinden belli olan ibrahim ve Hıfsı Tellıoğlu'nun gördükleri manzara karşısında etkilendikleri, hallerinden apaçık belli oluyordu. Ali Amca'nın daha önce buraya çıktığı ve tepeye yabancı olmadığı da gözümden kaçmadı. Ali Amca'ya Yaylacık'a en son ne zaman çıktığını sorduğumda şu cevabı verdi: "Ben buraya en son 30 yıl önce yani 1978 yılında çıkmıştım. Şu gördüğünüz yangın kulesinin ve kuyunun yapımında annemin ve babamın da çok emekleri var. Akseki'den yayan gelerek imece usulü yapmışlar burayı. Eskiden bu kadar araba mı vardı. Yayan gelmişler aşağıdan sırtlarında çimento ve kum çekerek, balyozla kürsü ile kuyu yapmışlar bu tepeye" diyen Ali Amca sözlerine şöyle devam etti. "Şimdi nerede. Ne imece kaldı ne birlik beraberlik, şimdi paranla bile yaptırmak zorlaştı bu işleri" diyen Ali Amca'nın boğazının düğümlendiği, gözlerinin dolduğu gözümden kaçmadı. Alı Amca ihtiyardı. Bastonunu da almamış yanına. Hıfsı ve ben koluna girerek yangın kulesinin yanına kadar çıkardık Ali Amca'yı .

Meşe kömüründe çay

Bu arada yaylacık kulesinda görevli Mesut Erdoğan, daha önce yanımızda getirdiğimiz yiyecekleri, Abdullah Çatlı ile beraber hazırlamışlar, hep beraberyemeğimızı de yedikten sonra, meşe kömüründe demlediğimiz kara çaydanlığımızdaki çayı, bu eşsiz manzara eşliğinde içmenin keyfini yaşadık.
Aslında bu gezinti hakkında yazacak ve de anlatacak o kadar çok şey var ki, inanın buna sayfalar yetmez. Gelip görmenizi tavsiye ederek, Akseki'mizin bu muhteşem doğa harikası YayLacık Tepesi'nde gerçekleştirdiğimiz tatil günümüzü sizinle paylaşmak istedim.


Oymapınar Turizm Gelişim Projesi (2004)

Doç, Dr.Ozcan ESMER

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü

Oymapınar Turizm Gelişim Projesi ( Proje ), Antalya ile Manavgat arasında yer alan "Doğu Antalya Turizm Gelişim Projesi" nin bir alt bölümüdür. Projenin gerçekleştirilmesi ile kıyıdaki  "deniz-kum-güneş "  odaklı turizm etkinliklerinin iç kesimlere çekilmesi ve çeşitlendirilerek 12 aya yayılması amaçlanmaktadır.Bu yazımız, Kültür ve Turizm Bakanlığınca yürütülmekte olan "Oymapınar Turizm Gelişim Projesi" ne ilişkin olarak ve Avrupa Birliğinin "Stratejik Çevresel Değerlendirme " (SÇD) Direktifinin Türkiye'de uygulanması çalışmaları kapsamında hazırlanmış "Stratejik Çevresel Değerlendirme Raporu"nu (1) özetlemek ve projenin Akseki-ibradı yöresinde yaratacağı sosyo-ekonomik etkilerini irdelemek amacındadır. Yapılan hesaplamalar ve öngörüler, daha çok bir yöntem açıklaması niteliğindedir ve kesin sonuçlar anlamında değildir
Oymapınar Gelişme Bölgesi, 22/ 10 /2004 tarihli ve 2004/8328 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. (2). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım Geliştirme ve Planlama Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan Eylül 2004 tarihli 57 sayfalık "Stratejik Çevresel Değerlendirme Raporu: Oymapınar Turizm Gelişim Projesi" (1), bu yazımızda kısaca "Rapor" ve "Proje" olarak anılacaktır.
Anılan Rapor, 9 bölümden oluşmaktadır. Bu yazımız, Rapor içindeki kimi eksik verilerden, belirsizliklerden ve alternatif senaryoları değerlendirme yöntemindeki tutarsızlıklardan söz etmeyecek , bölümlerde yer alan bilgileri özetleyecektir. Yazımızın 10. bölümünde Projenin yörede yaratabileceği toplam işgücü ve toplam nüfus miktarı üzerinde kimi öngörüler yapılacaktır. Karşılaştırma ve izleme kolaylığı açısından yazının bölüm başlık ve numaralarına Rapordaki aynı başlıklar verilmiştir.

Problem Analizi ve Hedefler
Oymapınar Turizm Gelişim Projesi (Proje), Antalya ile Manavgat arasında yer alan "Doğu Antalya Turizm Gelişim Projesi" nin bir alt bölümüdür. Projenin gerçekleştirilmesi ile kıyıdaki "deniz-kum-güneş " odaklı turizm etkinliklerinin iç kesimlere çekilmesi ve çeşitlendirilerek 12 aya yayılması amaçlanmaktadır.
Plan ve Alternatifleri
Proje alanı, 80,000 yatak kapasiteli Belek-Side-Manavgat Bandının iç etkileşim bölgesinde ve kıyıdan yaklaşık 30 km. içerde 50,000 hektar büyüklüğünde bir alanı kapsamaktadır. Turizm sezonunun uzatılması ve etkinliklerin çeşitlendirilmesi genel politikasına uygun olarak , örneğin, Belek'de 6 adet golf alanı gerçekleştirilmiş ve Belek bölgesine gelen golf turisti sayısı 2003 yılında 150,000'e ulaşmıştır (Rapor, s.12). Proje kapsamında 3 plan alternatifi önerilmiş ve ana özellikleri altta özetlenmiştir.
ALTERNATİF-1:
Yörenin Mevcut Eğilimler Doğrultusunda Gelişimi
Bu alternatife göre, Oymapınar Beldesinin varolan eğilimler yönünde gelişeceği varsayılmaktadır. Ancak, Su Kirliliği Yönetmeliği en önemli yasal kısıtlayıcıdır. Bu nedenle, Oymapınar Beldesinin varolan 3200 nüfusu dondurulmakta ve yeni kentsel gelişim alanları önerilmemektedir.
ALTERNATİF-2:
Doğa ve Peysaj Yönelimli Gelişim Projesi
Manavgat Baraj Gölünün "Mutlak" ve "Kısa Mesafeli Koruma" alanında Bölge Parkı, Tilkiler ve
incirsivrisi'nde otel ve günübirlik turizm alanları, Seleukeia gibi arkeolojik koruma alanları, agro-turizm, jip-safari-motorsiklet- bisiklet ve trekking yolları bu seçeneğin önerileri arasındadır.
ALTERNATİF-3:
Yeşil Dünya Projesi (Golf Gelişimi)
Bu seçeneğin gelişim senaryosu, turist eğilimlerine ve çevreye duyarlı turizmi çeşitlendirme üst politikalarına dayanmaktadır. Bu kapsamda , golf gelişim bölgeleri, Oymapınar kentsel gelişim alanı, doğa parkı, çok-amaçlı spor turizmi, eko-turizm ve yaban hayatını koruma alanları gibi alan ve etkinlikler öngörülmüştür.
Golf Gelişim Bölgeleri: Seçeneğin golf gelişim bölgesinde:
Toplam golf alanı -14 adet
Minimum alan-250-300 hektar/tesis
Maksimim yatak- 2500 yatak/tesis
Toplam yatak-35,000 yatak kapasitesi (=2500*14 )

Oymapınar Kentsel Gelişimi:
Manavgat Baraj Gölünün "Mutlak Koruma Alanı" içinde kalan Oymapınar Beldesinde yeni gelişmeler yasaklanmaktadır. Bu nedenle, düşük yoğunluklu gelişmelerin ve eğitim, sağlık , turizm, sosyal ve teknik altyapı gibi donatıların Gölün "Orta Mesafeli Koruma Alanı" içinde yer alacağı öngörülmektedir.
Doğa Parkı:
Baraj Gölünün "Mutlak Koruma " ve "Kısa Mesafeli Koruma " alanlarının bir bölümü, botanik parkı, Arboretum gibi alanlara ayrılmaktadır.
Seleukeia Arkeoparkı:
Seleukeia arkeolojik sit alanı açık hava müzesine dönüştürülecektir.
Eko-Turizm ve Hobi Bahçeleri:
Yerel halkın turizme aktif katılımı, tarım temelli turizm etkinliklerinden yerel ekonomiye gelir sağlanması, çevrenin korunması gibi hedefler saptanmıştır.
Mevcut Çevresel Özellikler
Raporun bu bölümünde , alanın fiziksel ve jeolojik yapısı, su kaynakları, iklimsel özellikleri, antik yerleşimler, tarım ve orman alanlarının nitelikleri incelenmekte ve bitki örtüsünü (Flora) ve Yaban Hayatını (Fauna) oluşturan türlerin listesi verilmektedir.
Çevresel Etkiler
Açıklanan 3 seçenek arasından en uygun projenin seçimi için, "Çevresel Etkiler" tabloları hazırlanmış ve seçeneği oluşturan temel etkinliklerin fiziksel, sosyal, kültürel ve ekonomik çevreler üzerinde yapacağı etki dereceleri -3 (En Zararlı Etki) ile +3 (En Yararlı. Etki) arasında, uzman görüşleri ile, değerlendirilmiştir (Rapor, ss. 38-48).
 
Yeşil Dünya Alternatifinde, 35,000 yatak kapasiteli 14 golf alanının sulanması için günlük su miktarının Manavgat Baraj Gölünden sorun olmadan karşılanacağı belirtilmektedir. Sonuç olarak, 14 adet golf alanının gelişimi, zengin bir ekolojiyi barındıracağından çevre kalitesini de artıracaktır. Alternatif, golf tesislerinin varolan orman alanları üzerinde olumsuz etkiler yaratmamasına özen göstermektedir.
 
Değerlendirme

Rapor, her 3 alternatif projeyi 1-) Sosyo-ekonomik Gelişim, 2-) Çevresel Değerler başlıkları altıdaki ölçütlere göre değerlendirmektedir ( ss. 49-50 ). Sonuç olarak, golf turizmine dayalı "Yeşil Dünya Projesi", katma değer ve yatırım çeşitliliği, çevre koruma amaçlı nitelikleri ile, "en uygun ve uygulanabilir alternatif" olarak değerlendirilmiş ve seçilmiştir.
Edinilecek Bilgiler
Projenin fiziksel planlama aşamasında yapılacak daha detaylı analiz ve araştırmalarda karşılaşılacak eksik veriler, ilgili kurumlardan elde edilecektir.
İzleme
Birinci aşamada, çeşitli ölçekteki planlar Kültür veTurizm Bakanlığı tarafından onaylanacaktır. İkinci aşamada uygulamalar, Belediyeler ve Valilik tarafından gerçekleştirilecek, Üçüncüde ise 3194 sayılı imar Yasasının hükümleri uyarınca denetimler yürütülecektir. 
 
Halkın Katılımı Toplantıları
Projeye halkın ve ilgili kuruluş ve sivil toplum kuruluşlarının katılımının ilkinin "Kapsamlaştırma" aşamasında 07/11 /2003 tarihinde Manavgat Belediyesinde, ikincisinin ise Rapor'dan sonra 24/09/2004 tarihinde Oymapınar İlköğretim Okulunda gerçekleştirildiği; Projenin katılımcılarca olumlu bulunduğu belirtilmektedir.
Projenin Bölgede ve Akseki-İbradı Yöresinde Yaratacağı Etki: Nasıl Bir Etki?
Yukarda özetlediğimiz Rapor ve Proje , seçilmiş "Yeşil Dünya" alternatifinin Manavgat ve çevresinin sosyo-ekonomik yapısında nasıl bir etki yapacağı, ne kadar işgücü ve nüfus çekeceği konusunda hiçbir öngörüde bulunmamıştır. Bu bölümde ilişkin konu ve sorunda düşüncelerimizi not edeceğiz.
Rapor'da sadece "... bir turist yatağının hizmet sektöründe yaklaşık 3 kişilik bir istihdam gerektirdiği varsayımından yola çıkarak,....bölgede yaratılacak istihdamın büyüklüğü tahmin edilebilir" denilmektedir. (Rapor, Yeşil Dünya Projesi/ Sosyo-Ekonomik Etki Yapı, s.45 ve 57)
Kentsel Coğrafya ve Kentsel Ekonomi ders kitaplarında yer alan Ekonomik Temel Modelinde, işgücü ve nüfus arasındaki karşılıklı ilişkiler anlatılmaktadır.Modelin iki ana varsayımı vardır:
1-) Nüfus, toplam işgücünün işlevidir. Başka anlatımla, bir kentin nüfusunu yaratılan toplam işgücü belirler. Matematik tanımlama ile: N= (oc)* İŞGÜCÜ
yazılabilecektir. Burada alfa (oc), nüfus çarpanıdır ve çalışan bir kişinin kaç kişilik nüfusa baktığını göstermektedir. Öte yandan model, toplam işgücünü "Temel " ve "Servis " olarak ayırmaktadır.
2-) Servis İşgücünü (=İŞServis ) Nüfus Belirler:
İŞServis = (a)* N
Beta oranı (oc) birden küçüktür ve kişi başına düşen Servis işgücünü temsil etmektedir.
Varsayımlara göre toplam nüfus ve toplam işgücü hesaplamaların yapılabilmesi için, alfa çarpanının ve beta oranının , ilk adımdaki "Temel işgücü " miktarı ile birlikte bilinmesi gerekmektedir. Hesaplamalar, adım-adım ardışık ve "Yaklaşık Yöntemle" yapılabildiği gibi, "Kesin Yöntemle" de yapılabilmektedir. Örneğin, alfa=3 ve beta=0.20 ise ve bölgeye 1000 kişilik "Temel işgücü" (=İŞTemel) gelmiş ise yaratılan Nüfus: N(1)= 3*1000 = 3000 kişi olacaktır.
Bu nüfusun: İŞServis (1) = 3000*0.20 = 600 kişilik yeni ve servis sektöründe çalışanlara gereksinimi olacaktır, ikinci adımda ise, yeni İŞServisin de çekeceği ek nüfus olacaktır: N(2) = 3*600 = 1800 Bu ek nüfus da aynı nedenlerle, İŞServis (2) = 1800*0.20 = 360 kişilik ek servis işgücüne gerek duyacaktır. Böylece iki adımlık bir hesaplamaya göre toplam N= 3000+1800 = 4800; toplam İŞGÜCÜ = 3000+600+360 olacaktır. Zincirleme ve karşılıklı etkileşimle "Yaklaşık Yönteme" devam etmek gerekmektedir. "Kesin Yöntem" ardışık hesaplamaya gerek bırakmamaktadır. Ayrıntıya girmeksizin "Kesin Yönteme" göre:
N = 3*1000/[1-(3)*(0.20) ]=3000/0.4=7500 kişi, Toplam İŞGÜCÜ = 1000/[1-(3)*(0.20)]=1000/0.4= 2500 kişi ve Toplam İŞ Servis = 2500-1000 = 1500 kişi bulunacaktır.
Yeşil Dünya Projesindeki verilere göre ,yukardaki hesaplamaları uyarlayabiliriz ve Raporun bu konudaki belirsizliğini giderebiliriz . Bir turist yatağının gerektireceği 3 kişilik işgücünü, Rapordaki tanımın tersine, "Servis" değil fakat "Temel" işgücü olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Çünkü, modeldeki tanıma göre "Temel işgücü ", bir kentin dışına satılan ürünlerle veya servislerle kente parasal girdi sağlayan işgücüdür.Bu nedenle, yatak başına 3 kişinin bölge dışından gelen turiste servis verdiğinden doğrudan "Temel işgücü" olarak ele alınması gerekecektir. Servis sektöründeki işgücünün ise sadece yerel tüketim gereksinmelerini karşılayabildiği, kent dışına ürün gönderemediği varsayılmaktadır. Yukarıdaki sayısal örnekteki çarpan ve oranların, Türkiye ve bölge koşullarına uygun olduğu ileri sürülebilir. Bir başka deyişle, 1 temel işgücü çalışanının alfa = 4 kişilik bir aileye baktığını, 1 kişilik nüfusun da beta = 0.20 kişiyi çekeceğini veya, 5 kişilik nüfus için 1 kişilik servis işgücünün gerekeceğini varsaymaktayız. Bunlara göre, Yeşil Dünya Projesi için şu hesaplamalar yapılacaktır:
35,000 yatak *3 = 105,000
Temel işgücü gerektirecektir.
N= 4*105,000/[ 1-(4)*(0.20) 1=420,000/
0.20 = 2,100,000
Toplam işgücü = 105,000 / [ 1-(4)*(0.20) ] =
105,000/0.20 = 525,000
Servis İşgücünün ise = 525,000-105,000 = 420,000
olacağı bulunacaktır.Rapordaki 1 yatak= 3 Temel İşgücü varsayımının
çok yüksek olduğunu, bunun 1 yatak = 1 Temel
işgücü olabileceğini düşünerek, yukardaki
hesaplamaları yenilersek:
35,000 * 1 = 35,000 Temel işgücüne karşılık nüfus:
N=4*35,000 / [0.20 ] = 700,000
Toplam İşgücü =35,000 / [ 0.20 ] = 175,000 olarak
bulunacaktır.
Sonuç olarak, açıkça görülmektedir ki , yukarda indirgenmiş çarpanla yapılan hesap bile, Manavgat yakın çevresine 700,000 nüfusun yerleşeceğini göstermektedir. Bunun ne kadarının Akseki-İbradı yöresine yerleşeceği ve yörede kaç kişiye iş olanağı yaratacağı üzerinde -şimdilik- ince bir öngörüde bulunmanın gereksiz olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, yukarıdaki sayısal örnekler, hesaplamaların seçilecek alfa ve beta değerlerine karşı çok duyarlı olduğunu, sonuçları çok farklı düzeylere taşıyacağını göstermiştir.
Ancak yörenin 100 yıldır süren dış-göç olgusunun tersine çevrileceğini, "Sıla-i Rahim" özleminin dinerek yerini "Sine-i Sıla" ya bırakacağını, yörede çok önemli sosyo-ekonomik ve kültürel değişim ve olumlu gelişmelerin yaşanacağını ümit etmek hepimizin hakkıdır: Kimbilir Belki Yarın,Belki Yarından da Yakın...

Bir Aksekili
Küresel Krizle Nasıl Başa Çıkabilir ?

Mustafa Kurtbay
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

"Akseki'liyim" lafının altını doldurmak kolay değil, bu ticaretin uzmanı kabul edilen kadim bir tarihe sahip, güçlü gelenekleri bünyesinde barındıran ve toprağına ticaret sinmiş yerin insanlarının krize karşı başa çıkmak için ne gibi çözümleri olmalıdır?
Ticaret, tabiatı itibariyle insan ve toplum psikolojisi ve kişisel iletişimin iyi olmasını gerektiren bir bilim ve sanattır. Ticaretin bilim vasfı, ölçmek ve gözlemleme ile, sanat vasfı da kişisel ilişkilerdeki iletişimden gelir ve ancak temel iletişim hatalarının yapılmaması ile mümkündür, bir adım daha gidersek ticaret "ben" değil "biz" diye düşünen, vizyonu olan insanların "mesleğidir". Ben diyen tüccar bir süre sonra "ben" iyle baş başa kalacaktır. "Biz" olmanın yollarından biri de sahip olduğumuz Akseki derneği çatışıdır ve altında bir çok güzel şeyler yapılma potansiyelini barındırmaktadır. Artık know how (ne, nasıl yapılır) devri bitmiş know-who (kiminle yaptığın ve kimi tanıdığın önemli) devri başlamıştır. O sebeple insanlar fiziksel veya sanal ortamlarda bir araya gelerek sinerji oluşturma derdindeler. Burada dernek çatısı altında ticari birliktelik ve dayanışma için neler yapılabileceği ile ilgili bazı önerilerimi sıralamak istiyorum:
1) Dernek altındaki tüm üyelerin yaptıkları işlerle alakalı bir veri tabanı oluşturulur ve herkes ihtiyacı için öncelikle kendi derneği üyesinin kapısını çalar,
2) Bazı firmalar derneğe, "üyelere şu kadar indirim yapıyorum, şöyle ekstralar sağlıyorum diye reklam verebilir, ilan asabilir", tüm üyeler kendi ürettikleri mal ve hizmetlerin katalog ve broşürlerini dernekte özel bir alanda sergilerler,
3)Özel bir web sayfasından, internetten yararlanılabilir, internette duyuru grubu (yahoogroups) lardan faydalanılır,
 4)Dünya'nın en kaydedeğer üniversitelerinde Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde (M.I.T) üst düzey başarılı tepe yöneticileriyle bir anket çalışması yapılmış, çıkan sonuca göre, "en çok istişareye önem veren yöneticiler" başarılı oluyormuş. Bu şekildeki bir organizasyon, aynı işi yapan, aynı sektördeki dernek üyelerinin ticari olarak bir araya gelebileceği ve istişare edip fikir alışverişi yapabileceği bir ortam da oluşturmuş olacaktır.
5)Dernek üyesi ve konuyu "bilen" özel ve tüzel kişiler, şirketlerinde, makamlarında başarı sağlamış kişiler, Akseki'nin yetiştirdiği beyinler, vs diğer üyelere bilgilerini aktarabilecekleri seminerlerle bilgilerini paylaşabilirler, beyin fırtınası yapılabilir, başarı hikayelerini anlatabilirler.
6)Ticari konulardaki sohbetler Akseki'nin ticari atılımına da yer hazırlayacaktır, bu istişarelerden ortak şirketler, projeler de muhakkak çıkacak ve bundan Akseki yeni ticari projeler ve fikirler de kazanacaktır.
7)Ticari işbirliğinde yapılacak toplantılar ilgi anlamında bir çok üyeyi derneğe çekebilecek ve herkesin toplanmasına da vesile olacaktır.
Böylece her üye doğal bir "hemşehri ticaret çatısının", kümesinin altına girmiş olacaktır. Altyapısı hemen hiçbir yatırım gerektirmeyen bu organizasyon için bir katalog sergi noktası ve bir Excel hesap tablosu ve bir web sayfası yeterli. Derneğin merkezinin istanbul olması da ticaretin merkezi olması açısından çok uygun.
Ticaret, insanları diğerleri ile kaynaştıran ve "değer" oluşturan bir faaliyettir, ticari faaliyetler karşılıklı samimiyet, iyi niyet ve pozitif yaklaşımla yapılırsa uzun vadede derneğe de ek kazanç sağlayabilir.
Tek yapmamız gereken 1+1 =3 yapabilmek, yani sinerji oluşturabilmek. Bu sebeple dernek krize karşı üyeleri ile bu tür çalışmalar ile güzel değerler üretebilir. Hürmetlerimle...

Stabilize olan topraklar ve toplum harcı


Mahmut Atom Duruk

Finansal dengelerin oluştuğu, bu topraklarda silahla kaba kuvvetle elde edilemeyen, kültür, varlıklar, dayanışma, birliktelik, son on yılda finansal stabilizasyonla, yabancılaşma, düşmanlık, maddecilik olarak, azmış bir hastalık gibi toplumumuzu sarmış, toplum değerlerini bitiriyor.,.Bölge insanımız direnci ile bu dengesiz para hareketlerinden dolayı borç sarmalı ile boğuşup duruyor.
Geleceği ufku güneşi arıyor, krizin dibini bulmayı ümit ediyor.. Bizler aksekililer sağduyulu bireyler olarak bu kurtuluş mücadelesinde devletimizin yanında olarak sonuna kadar dirençle sistemi korumaya devam etmeliyiz...
Toplumlar artık silahla ulusal egemenliklerini kaybetmeyip finansal stabilizasyonla hızlı bir şekilde egemenliklerini kaybedeceklerdir.. Aileler aile birlikteliğini,hemşeriler hemşeriliklerini, kardeşler kardeşliklerini unutup, maddiyatı ön plana geçirip birbirlerinin risk ve dertlerini görmezden gelmeyi kendileri için faziletli bir tutum olarak göreceklerdir...
Yüz elli milyar dolar dış borçla, özel sektörümüz, şirketleri ve özel sektör kaynaklarımız batılılar için beğen beğen al anlamında karşılıksız amerikan dolarına, beğendirilmeye çalışılmaktadır... Batılıların biliyoruz ki ülkemiz topraklarını ve doğal varlıklarını, parçalayıp elde etmek adına oyunları olacaktır. Devletimize hükümetimize, partilerimize,iktidar muhalefet demeden yardımcı olmalıyız,bu günler zor günler... Batılılar güney doğumuzu parçalama gayretlerinden vaz geçmiş gibi ama bilelim ki en ufak zafiyetimizde toplumumuzdan güney doğuyu parçalayarak koparacaktır..
Mutedil anlayışlı biz aksekililer bir harç gibi toplumumuza kardeşlik örneği vermeliyiz... Bir medeni ülke insanı gibi bizler onlar demeden kardeşçe ülkemiz çıkarlarında birleşmeliyiz... Bu yüce millet bu topraklar milyonlarca şehit kanıyla yoğrulmuş, bizler bu kutsal emaneti batılı finans oyunları ile elimizden kaybetmemeliyiz...
Merkez bankamızın bilerek veya bilmeyerek verdiği reel faizler milyarlarca doların batıya akmasına sebep olmuştur.. Bilelim ki Merkez Bankası bürokratları bu ülkenin çocuklarından yetişmiştir hatta yetkili bir başkan vekili sayın Başçı.. Aksekili hemşerimizdir.. Beş sene önce bu reel faizlerle batılı para babalarının ülkemizden milyarlarca dolar parayı, faizi yüksek tutan merkez bankası kanalı ile ülkemizden çıkaracaklarını defaten ihracatçı birlik toplantılarında, söyledik, ama kardeşlerimiz iyi olacak görüşü ile konuyu göz ardı ettiler sonuç ortada...
Birkaç bakanımız bu konunun yanlış olduğu konusunda demeçler verdi,ama nerdeyse bakanlıktan istifaları istenecektL.sanayi bakanı ve devlet bakanımız sonunda pes ettiler...
Bir rivayete göre bu dönemlerde reel faizlerle kaybedilen değer elli milyar dolar üstü...
Yüz elli milyar dolar borçlu özel sektör... aman bir batılı şirket beni satın alsın diye bekleyip duruyor... Finansal stabilizasyonla kardeşin kardeşi görmek istemediği ortam.. Sağduyulu biz Aksekililer bu ortamda toplum katmanlarını bir harç gibi kavrayıp tümünü birbirine kaynaştırma adına çalışmalar yapmalıyız...biliyoruz ki birlikten kuvvet doğar...
Madde ortaya konunca yapı bozukluğu çıksa bile bizler hemşehriler olarak, sağduyu sahibi Aksekililer, aile bütünlüklerimizi korumalıyız..
İpek yolunun oluşturduğu özel genlerle yoğrulmuş ve temelinde pozitif insan ilişkisi taşıyan bu anlayışı çocuklarımıza torunlarımıza taşıyalım...
Kin ve nefret düşüncelerini içimizden atalım...
Bilelim ki ortaya koyduğumuz negatif görüşler birgün gelecek, bizlerin ihtiyaç duyacağı taleplerimizde, önümüzü kapatacaktır...
Hepiniz sağlıcakla kalın...

Mükelleflere teşekkür belgesi verildi.

Adem Çetin

23 Şubat -1 Mart tarihleri arasında 20.si kutlanan Vergi Haftasında Akseki Mal Müdürlüğünce 20 mükellef içinden Vergi Dairesi Başkanlığınca belirlenen 5 mükellefe Teşekkür Belgeleri Mal Müdürü ismet Mutlu ve Gelir Birimi Personelince verildi,
Akseki'de Pişkinler Ltd. Şti, Dönüşüm Ltd.Şti. ,Dursun Arslan, Mustafa Hıfzı Tellioğlu ve Gökçe Nakliyat Ltd.Şti.nin Teşekkür Belgelerini aldığı törende Mal müdürü ismet Mutlu, yaptığı açıklamasında her yıl kutlamaların devam edeceğini ve tüm mükelleflerimizin sıra ile onurlandırılacağım belirterek, toplumsal refahın artırılmasına destek sağlamak üzere vergiyi, adalet, tarafsızlık, verimlilik ilkeleri çerçevesinde toplama, vergi sisteminin basitleştirilmesi ve uyumun artırılmasına katkıda bulunmak ve mükellefe kaliteli hizmet sunmak bizim en büyük amacımızdır dedi.
Mutlu, açıklamalarında mükelleflerimiz için internet üzerinden araçlarına ait vergilerini ödeyip çıktılarını alarak Müdürlüğümüzden onaylattırmaları, beyannameleri internet üzerinden gönderebilmeleri, ödemelerini bankalar aracılığıyla yapabilmeleri v.b. gibi birçok teknolojik kolaylıkların sağlandığını beyan etti.
Bu kolaylıkların yanı sıra uzun süredir vergi borçlarını ödeyemeyen mükelleflerimizin vergi borçlarını ödemeleri için Seri:b SıraNo: 4 Tahsilat Genel Tebliğince 130' dan fazla mükellefimize tecillendirme taksitlendirme imkanı sağlanmış olup, borçlarını tecillendirip adlarına ödeme planı düzenlenen mükelleflerimizin taksitlendirilen borçlarını sürelerinde aksatmadan ödemeleri sonucu;
-Cebri Takibata başlanılmaması
-Daha önce başlanılmış olan takibata devam
edilmemesi
-Haczedilen menkul veya gayrimenkul malların
satılmaması
-Bankalara haciz bildirisi gönderilmemesi gibi
avantajları da tebliğe göre mükelleflerimize
sağlanmıştır diyen Mutlu, "ancak mükelleflerimizin
kendilerine sağlanan avantajları kaybetmemeleri
veya herhangi bir hak kaybına uğramamaları
açısından taksitlerini zamanında ödemeleri taksit
atlatmamaları çok önem taşımaktadır, ilçemizdeki
mükelleflerimizden bu duyarlılığı bekliyoruz "dedi.

Kardelenler anavatanında tükeniyor

Adem Çetin

Kardelen Çiçeğinin anavatanı olarakbilinen, adına festivaller düzenlenen Kardelenlerin Akseki'de, geleceği tehlikeye giriyor. Soğanındaki yüksek enerji ve özelliği ile, şubat-mart aylarında, karlar altından çıkan, boynu bükük, beyaz çiçeğiyle tanınan Kardelen, bu yıl da Akseki'nin Çimi, Aldürbe ve GeyranYaylaları'nda baharın müjdecisi oldu.
Bilinçsizce doğal ortamından soğanı erken sökülen KARDELEN, önlem alınmazsa, soyunun tükenecek olması, yöre halkını ve doğa severleri endişelendiriyor, ilgililerce alınan önlemler, ihracatçı firmalara uygulanan KOTA MİKTARLARININ kontrol edilememesi, her geçen yıl Kardelen Çiçeğinin
azalmasına neden olduğu gibi, birkaç yıl sonra, soyunun tükeneceği de biliniyor.


"Yarınlara Geç Kalmadan" Akseki'de Sahnelendi.

Adem Çetin

Akseki Belediye Sinema salonunda Antalya Emniyet Müdürü Feyzullah Aslan'ın yazdığı "Yarınlara Geç kalmadan" isimli tiyatro oyunu lise öğrencilerine sahnelendi. Oyun öncesinde Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Narkotik Büro Amirliği'nde görevli Polis memuru  tarafından "Kötü alışkanlıklar ve madde bağımlılığı ile mücadele" konulu seminer verildi.
Antalya İl Emniyet Müdürü Feyzullah Arslan tarafından yazılan oyun, Antalya il Emniyet Müdürlüğü personelinden oluşturulan tiyatro kulübü oyuncuları tarafından sahnelendi. Antalya il Emniyet Müdürü Feyzullah Arslan tarafından yazılan "Yarınlara Geç Kalmadan" adlı tiyatro oyunu, Akseki ilçe Emniyet Amirliği'nin katkılarıyla Akseki Belediye Sinema salonunda öğrenciler ve eğitimciler için sahnelendi.
Antalya İl Emniyet Müdürlüğü yetkilileri tarafından uyuşturucunun zararları konusunda verdikleri bilgilerle başlayan programa, Akseki Emniyet Amiri Hasan Şahin, Bölge Trafik Amiri Levent Çivi, İlçe Milli Eğitim Müdürü ismail Kılıç, Akseki'deki okul müdürleri, öğretmenler ilçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli komiser ve memurlar da katıldı.
Slayt gösterisi ile desteklenen sunumun ardından, "Yarınlara Geç Kalmadan" adlı tiyatro oyunu izleyicilerin beğenisine sunuldu.
Bir aile ortamında geçen oyunda, sürekli kavga eden ve çocuklarına karşı ilgisiz davranan bir anne babanın hataları anlatılıyor. Oyun, aile içinde yaşanan ilgisizlik nedeniyle bir arkadaş ortamında uyuşturucu ile tanışan gencin hayatının baharında ölümü ve ailenin yaşadığı pişmanlık ile noktalanıyor. Hem güldüren hem de düşündüren oyun, salonu dolduran izleyiciler tarafından dakikalarca ayakta alkışlanırken, Antalya il Emniyet Müdürlüğü'nde görevli memurlardan oluşan oyuncu kadrosuna, Akseki Emniyet Amiri Hasan Şahin tarafından teşekkür edildi.
Oyunun, gençleri uyuşturucudan uzak tutma ve bilinçlendirme amacıyla hazırlandığını belirten Emniyet Amiri Hasan Şahin, ileriki günlerde büyükler için de sergilemeyi düşündüklerini dile getirdi.

Antalya Şubesi Açıldı.

İbrahim Ekmekci

Biraz geç kalınmış da olsa, İlimiz Antalya'da, Derneğimizin Şubesinin bulunması gündeme geldi. Kurulması kararlaştırıldı. Gerekli prosedürlere uyularak, Yönetim Kurulu, Genel Kurul Kararları alındı. Kurucu üyeler belirlendi.
"Aksekililer Yardımlaşma Derneği" İstanbul'da, 1953 yılında, Hemşehrilerimizin çabası ile kuruldu. Rahmetli Rifat AKBELEN Başkanlığındaki Dernek, Şişhane semtinde bir Apartman dairesi satın alarak, hem Dernek Merkezi, hem de öğrenci yurdu olarak değerlendirdi. O zamanlar dernek çalışmalarının nasıl olduğunu bilmeyenlere örnek olan çalışmalar, yöremiz köy ve kasabalarının da derneklerini kurarak yardımlaşma ve hizmet verme yarışına girmelerine ön ayak oldu. Bu dernekler yararlı hizmetler verdiler, kalıcı eserler bıraktılar.
Daha kapsamlı, daha büyük işler yapabilecek yeni bir dernek kurulması isteği, zamanın Belediye Başkanı Rahmetli Gani ŞATIROĞLU'na iletildi. "AKSEKİ EĞİTİM HAYRATI YAPANLAR ve YAŞATANLAR DERNEĞİ" Akseki'de kuruldu. Daha sonra, dernek merkezi, bağışların yoğun olduğu istanbul'a taşındı. Dernek Genel Başkanlığı'nı da, Rahmetli Ömer DURUK üstlendi.
Derneğin, "Kamu yararına hizmetler verdiği, Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylandı." Bu durum, derneğe yapılacak bağışların, ticaret için düzenlenen kayıtlara gider olarak işlenebileceği anlamına geliyordu. Aynı zamanda, dernek tüzüğü, bağışı yapan kişiye, bağışları kullanacağı yeri seçme imkanını da veriyordu. Ayrıca, dernek dilediği yerde Şubesini de açabilecekti.
Konya, izmir, Aydın, Manisa gibi Hemşehrilerimizin yoğun olduğu kentlerde de Şube açılması düşünüldüyse de, gerçekleşemedi; Akseki Şubesi ile yetinildi.
Biraz geç kalınmış da olsa, İlimiz Antalya'da, Derneğimizin Şubesinin bulunması gündeme geldi. Kurulması kararlaştırıldı. Gerekli prosedürlere uyularak, Yönetim Kurulu, Genel Kurul Kararları alındı. Kurucu üyeler belirlendi.
Kurucular üye kayıtları yaptılar. Şube Başkanlığı'na, Akşahap'lı Hemşehrimiz, Salih ÇOPUR getildi. 27 Aralık 2008 günü İlk Genel Kurulu'nu gerçekleştiren
Dernek, toplantıda Yöneticilerini seçti. Seçilenler kendi aralarında, görev bölümü yaptılar. Derneğin Genel Başkanı Vehbi GÜLEÇ, kuruluşu başından sonuna kadar izledi. Derneğe üye olsun olmasın, Antalya'da bulunan Hemşehrilerimizle, yemekli bir akşam toplantısında, düşünce alışverişi yaparak tanışma isteği, Genel Başkan'dan geldi. Antalya ATİK (Antalya Tenis İhtisas Kulübü) salonlarında, giderlerini Vehbi GÜLEÇ' in karşıladığı toplantıya 72 Hemşehrimiz katıldı.
Tanışma, sohbet ve önerilerin tartışıldığı toplantıda, Hemşehrilerimizi heyecanlandıran en büyük öneri, Milletvekilimiz Tayfur SÜNER'in, Antalya Muratpaşa Belediyesi'nin tahsis edeceği ve bir katını inşaa etmeyi vaadettiği, içinde kız ve erkek öğrenci yurtlarını da kapsayan,   Aksekilileri bir araya getirecek sosyal tesisin, bir katını da, Antalya Konyaaltı Belediyesi'nin yapmayı vaad etmesiydi. Yapılacak iki kattan sonra, ihtiyaç duyulursa, diğer katları da, şimdiye kadar olduğu gibi, yine Aksekililer yapabilecek güce ve varlığa sahipti. Yaklaşan seçimler nedeniyle, gündeme getirilmesi erken olan bu girişimlerin, seçim sonrası, diğer belediyelerce de sürdürülmesi istekleri yinelendi. Milletvekilimizin Başkanlığında, Antalya'daki Meclis Üyesi Hemşehrilerimizin, etkili kişilerin de harekete geçmeleri, başta Valilik olmak üzere ziyaretlerde ve girişimlerde bulunmaları önerildi.
Bir diğer öneri de, Asistan Prof. Hemşehrimiz, "Harman Zamanı" kitabında yöremizin geçmiş dönemini anlatan, Osman Nuri YILDIRIM'dan geldi. Yıldırım, yöremizin geçmişindeki yaşam izlerini bilen yaşlılardan anılarını derleyebilecek, anketleri gerçekleştirecek, Üniversitenin Sosyal Bilimler Öğrencilerinin her birine, birkaç köyde çalışması istenerek, görev verilmesini önerdi. Yıldırım;" Her öğrenciye, çalışmaları karşılığında, birkaç aylık burs verilebilir." dedi.
Toplantı basında da ses getirdi. Çalışmaları kapsayan TV programlarında, Akseki gündeme geldi. Dernek çalışmaları Antalya'daki hemşehrilere,birlikte olabilmenin toplumsal keyfini; birlikte olmanın gücünü, Aksekili olmanın gururunu ve onurunu yaşattı.
3 'işimde bulunan ve emeği Çeçenleri kutlar, Aksekili!ik adına şükranlarımı sunmak sterim.
Bu arada, "geç kalınmış" olmaya da, açıklık getirmek isterim. Bir düşünürün, "Başlamak için, - ;d;r zaman geç değildir" sözünü yineleyerek, Antalya'mızın her tür ilgiye layık, ender yurt köşelerinden bir yöre olduğunu söylemeye gerek görmüyorum. "Gecikme" sözünü kullanmamın nedeni; işini yapmak, çalışmak için, yurdun dört bir tarafına göç eden, gittikleri yerde başarılı oldukları, dost-düşman, herkes tarafından onaylanan Aksekililerin, ilimiz Antalya'yı tercihte azınlıkta kalmalarındandır. ibradı, Cemerler, Güzelsu, Gödene, Kuyucak yörelerimiz, bu gözlemin dışındadır. Çünkü, Antalya'daki Aksekililer arasında çoğunluğu oluşturmaktadırlar. Bir duyuma göre; Ege'nin Tire ilçesinin ticaretini yönlendirme konumundaki, varlıklı Hemşehrimiz Hidayet YAVAŞOĞLU, Akseki'den Manavgat'a inerken, Taşkesiği dolaylarında, kıyı şeridine bakarak; "Çok uzağa gitmişiz. Bu iş buralarda da olabilecekmiş, aslında..." demiş. Ancak, onların gittiği dönemlerde, sahil kesimi sıtmanın pençesinde idi; ticaret hayatı da durgundu.
Şimdi ise, "Turizmin Başkenti" Antalya yöresi, en hızlı gelişen ve kalkınan bölgemiz oldu. Tatilden söz edilince ilk akla gelen yer, basında sürekli gündemdeki yer,romantik filmlere konu olan yer, Antalya... Kış günü denize girilir, kayak yapılır, rafting yapılır...Yerleşime geçen yabancı uyruklu 22 bin kişi merkezde, on bini aşkın Alman da, Alanya'da, kış gününde bahar havasını yaşıyor. Aksekili üçüncü kuşak çocuklarımız, "Akseki'de kimimiz kaldı ki..." deyip, belki de hiç uğramayacaklar. Ama, Antalya'da bir ikinci konutunuz olursa veya Antalya'da yaşıyorsanız, yaz mevsiminin bunaltıcı sıcağında; eğer Onlara, Aksekili olmanın ayrıcalığını hissettirebilmişseniz; "Atalarımın memleketini bir ziyaret edeyim." diyebilirler. Değilse tüm emekler, telkinler boşuna. Korkarım, Atalarımızdan miras aldığımız, "Aksekililik imajı" silinir, gider, işte korkum bundandır, "Gündemdekiler" başlıklı yazımda, gelişmeleri ve önerilerimi de, bilgilerinize sunmuş bulunuyorum. Fazla zamanınızı almış olmayayım.
Değerli Hemşehrilerim; Birbirimizi anlayalım. Kızgınlıkla söylenen sözleri ve girişimleri, "hoş görme" büyüklüğünü gösterelim. Birbirimizi kırmayalım. "Birlikten güç doğacaktır" bilelim. Toplum yaşamında, "altın kapılının, gümüş kapılıya muhtaç olduğu" bilincinden daha çok, maddi değerlerden de öte, toplumsal beraberliğin de hazzına varalım.
Yurdumuz ve yöremiz için hayırlı olan gelişmelerin gerçekleşmesi dileğiyle...
Derneğimizin Antalya Şubesi'nin, hayırlı, yararlı hizmetler sunması, unutmayalım ki, birlik-beraberlik içinde gerçekleşecektir. Saygı ve sevgilerimi sunarım.

Bankamatik Ebeveynler

Siyma Aksekili
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

com Günümüzde bazı anne babaların çocuklarıyla olan ilişkilerini anlamakta çok zorlanıyorum.
Küçük yaşta iş hayatına atılmak zorunda kalmış her şeyi dişiyle tırnağıyla kazıyarak elde etmiş biri olarak son yıllarda gitgide gözüme batan anne-baba ve çocuklar arasında 'özellikle maddiyata dayalı' ilişkilere dair gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.
Son yıllarda boşanma veya ayrı oturma durumu çiftlerde çok yaygın olduğundan bölünmüş ailedeki otorite boşluğundan kaynaklı sanırım çocukların kendi lehlerine böyle bir çıkarım yapmaları sözkonusu. Ya da en ucuz ödeme şekli parayla olandır diye düşünürüm hep... Acaba ebeveynler para vererek "Ver kurtul!.." mantığından hareketle bu kolay yolu mu seçmiş oluyorlar...
Gençleri de anlamaya çalışmak lâzım. Ne kadar iyi okullarda okurlarsa okusunlar -ki fırsat eşitliği asla yok ülkemizde- gelecek adına durumları hiç parlak değil, iş bulmak ve de doğru düzgün sosyal hakları içeren koşullarda, dolgun bir maaşla artık neredeyse mucize. Belki de "Bizi bu koşullardaki bir dünyaya neden getirdiniz?!" den yola çıkarak bir biçimde hınç alıyorlar ailelerinden.
Evde oturan işsiz anne/baba modeli de gitgide artmakta. Bu koşullarda anne-babaların çocuklarının gözündeki saygınlığı gitgide azalmakta. Reklamlarda dizilerde oynayarak ev geçindiren bir dolu çocuk yıldızlar var. Artık gençler özgür ve aşırı dışa dönük yaşamakta. Bizler ve daha önceki nesiller değil arkadaşlarımıza gece yatısına, akrabalara dahi gidemezken, yeni nesil nerde akşam orda sabah aklına eseni yapar vaziyette.
Bilhassa yurtdışına götürdüğüm turlarda özellikle Euro-Disney için çocuğunu alıp Paris'e, ya da yetişkinliğe henüz adım atan koket kızlarını, delikanlı oğullarını alıp Roma, Paris, Madrid, Barselona, Lizbon gibi gayet keyifli Avrupa kentlerine getiren aileleri görüyorum. Oldukça yüklü tur ücretlerini ödemenin dışında, kesenin ağzını açıp bol bol yemeye gezmeye ve alışverişe para saçmalarına rağmen anne-babasma teşekkür eden, saygıda kusur etmemeye özen gösteren gençlere pek rastlamamaktayım.
Bu konudaki en uç örneği 2004 senesi Şubat
 
ayındaki Portekiz turunda yaşadım. Ankara'lı müteahhit aile oğullarına üç bin euro gibi gayet pahalı bir isviçre saati de almalarına rağmen havaalanında delikanlı -her ne sebeple çıktıysa-bir münakaşa sonucu babasına saldırdı ve kafa atmaya kalktı hepimizin dehşetle açılmış gözleri önünde!.. Diğer yakınları güçlükle duruma hakim olup yatıştırabildiler.
Bunları gördükçe ve gözlemledikçe anne-babaların işi çok zor diyor ve evlenmediğime doğurmadığıma nasıl şükredeceğimi bilemiyorum. Geçen sene Paris turuna katılan iki genç anne; yeni yetme kızları tarafından resmen dışlandılar. Küçük hanfendiler, sanki onları getiren o kadıncağızlar onlara ayak bağıymış safraymış gibi bir muameleye tabi tuttular!.. Üstelik getirmekle kalmayıp en ala şekilde yeme gezme ve alışveriş ettirmek de cabasıydı!.. Bu arada kızlarımız herhalde, dil öğrenme bahanesiyle kapağı Fransa'ya atıp orada doya doya fink atmak niyetine girdiler ki bana; "Şiyma'nım siz Fransızcayı nerde öğrendiniz?.." dediler. "İstanbul'daki konsolosluğun içindeki akşam kurslarına devam ederek" deyince aldıkları cevaptan hiç hoşlanmadılar.
Ebeveyn parasını yurtdışında okuma bahanesiyle çarçur edenleri, okuma işini adeta profesyonel öğrenciliğe dönüştürenleri çok gördüm. Bir insan bir dili öğrenecekse illâki konuşulduğu ülkeye gitmek zorunda değil. Buna en tipik örnek sanırım benim. En azından belirli bir düzeye kadar gramer öğrenmedikçe ve kelime hazinesini genişletmedikçe kişinin tın tın bir vaziyette gitmesi vakit ve nakit kaybından başka bir işe yaramaz bence!..
Deli gibi gece hayatı yapma tutkusu da var bazı gençlerimizde. Tanımadıkları bir ülkede hırlıdan hırsızdan, uyuşturucu müptelasından, mafyadan korkmadan nasıl bir cesaretle bu tip ortamlara dalıyorlar anlamak mümkün değil. Son olarak gittigim Barselona-Madrid turunda hayli genç misafir vardı.Gündüz ne yapıldığı, şehir ve çev re turları pek umurlarında olmadı. Varsa  yoksa gece hayatı, sabahlara kadar eğlence tüketim toplumu olmaya hanidir özendirildiğimizden ve -san denilen varlığın istekleri hiç bitmediğinden maddiyata dayalı dünyamızda "Ver kurtul!.." mantığı hakim ama şu bir gerçek ki maneviyatı olmayan insanlar boşluktalar.
Kaba bir tabir olacak belki ama bugünkü sağmal inek gibi Kendini sağdıran ebeveynleri şifresi çocuklarınca bilinen bankamatiklere benzetiyorum.
Lütfen herkes yerini ve konumunu, kısacası haddini bilsin. Eğer anne olsaydım nasıl olurdum böyle bir modelin içinde ister istemez yer alır mıydım bilemiyorum. Sanırım gelenek göreneklere bağlı biri olarak çok sancılı ve çekişmeli olurdu evlâdımla ilişkim. Çünkü müsrifliği, ziyankârlığı, nankörlüğü ve şükürsüzlüğü hiç ama hiç sevmiyorum. Tüketim toplumu ve bilhassa küçük Amerika olmamız için alabildiğine pompalanan fos fikirleri asla benimsemiyorum.
iyi ki zamanında bize tabakta yemek bırakmanın doğru olmadığını, bayram dışında yeni bir şey almamayı, büyük kardeşlerimizden küçülenleri hatta akraba çocuklarıyla bir imece içinde giysi değiş tokuşu yapmayı benimsetmişler. Bir ingiliz kızıyla evlenen ve bu evlilikten iki çocuğu olan arkadaşımın annesi doğum için şık ipek sabahlık-gecelikler, bebe takımları vs. ile doğuma gittiğinde gelini teşekkür etmek bir yana kendisine "Bunları neden aldınız?.. Bizim ülkemizde herkes birbirine verir bu geçici dönem için gerekli olan şeyleri" deyip kayınvalidesinin çok bozulmasına neden olmuştu.
Halbuki eskiler; "Çocuğun yediği helâl, giydiği haram" deyişini sıklıkla kullanırlardı. Ülkemizde uzun zamandır şehit vermedik acı olaylar yaşanmadık gün geçmiyor ve bunca yaşanan acı ve zaman zaman katliama dönen kayıplara rağmen bir kesim hala vur patlasın çal oynasın, gece hayatı aşk meşk, yemek içmek gezmekten başka bir şey hayatta yokmuşçasına sığ bir yaşam sürdürmeye devam ediyor. Anlamak mümkün değil!.. Bunu yapanların kendi çalışıp kazandıkları paralarla değil, genellikle ana-baba finansörlüğünde bu yaşamları sürdürdükleri ortak bir özellik olarak göze çarpıyor.
Seneler evvel bindiğim bir dolmuşta orta yaş üzeri bir beyin genç birinin yaptığı saygısızlığa sinirlenerek ettiği söz; "Şimdiki gençler okumadan diploma, çalışmadan para, evlenmeden eş istiyor!.." du. Esas vahim olan bu şekilde yetiştirilen çocukların gelecekte nasıl birer yetişkin olacakları!.. Daha şimdiden şükürsüz, tatminsiz ve fena halde huysuzlar...
Hiçbir anne-baba ömür boyu evladına eşlik etmek koruma kollama lüksüne sahip değil. Herkes bir yerden sonra öte aleme gitmek, kalanlar da yoluna yalnız devam etmek ayakları üstünde durabilmek zorunda.
Çocuğunun her istediğini yapan ebeveynler bence onlara 'iyilik' adı altında hayatta yapabilecekleri en büyük kötülüğü yapıyorlar. Vardan yoktan anlayamayan, eski yeni mevhumundan bîhaber bir nesil geliyor ki bu da beni ürkütüyor.
Ne istemenin ne de sahip olmanın sonu yok. Bence en güzeli; 'Hayatta ne kadar çok şeye sahip olduğumuz değil, ne kadar az şeyle yetindiğimiz önemli' diyebilmek ve demekle kalmayıp özümseyerek bunu hayatımıza geçirebilmek.

Akseki'de Alternatif Turizm Sezonu Açıldı.

Adem Çetin

Antalya'nın Akseki ilçesinde Alternatif turizm sezonu törenle açıldı. Açılış törenine Akseki Kaymakamı Mustafa Kılıç, Akseki Belediye Başkanı Mehmet Golcü, Akseki Cumhuriyet Savcısı Kamil Yaşar, İlçe Milli Eğitim Müdürü İsmail Kılıç, Emniyet Amiri Hasan Şahin, daire amirleri, turizmciler ve köylüler katıldı.Açılışta, öğrenciler yöresel oyunlar sergilerken, halı sarayı da gelen misafirlere gezdirildi ve tanıtıldı.
Altı yıl önce Akseki'nin Emiraşıklar köyüne alternatif turizm .tesislerini açan Mustafa Kaya'nın yaptığı açıklamada, Akseki ve yöresindeki alternatif turizm mayasının tuttuğunu ve her geçen yıl gelen turist sayısının arttığını belirtti.
Turizmi yurdun iç kesimlerine kaydırmak için yoğun çaba gösterdiklerini ve büyük yol katettiklerini de anlatan Kaya, "Emiraşıklar köyündeki Ali Paşa Konağı'nm yanı sıra, lama ve alpaga ile yaban keçisi çiftliği, 2 bin metre kare halı sarayı, köy müzesi, ahşap tahıl deposu da turistler tarafından büyük ilgi görüyor"dedi. Kaya "Turistler farklı yerleri, Türk insanının kültürünü ve yaşamını görmek istiyorlar. Biz de bu farkı görerek yöremize bir tesis kazandırdık" dedi.
Karadeniz bölgesinden getirerek Ali Paşa Konağı'nm bahçesine yerleştirdiği 5 serenderin de turistlerin gözdesi olduğunu ifade eden Kaya, "içine cibinlikli yataklar ve dolap yerleştirilen serenderler, konaklama amacıyla kullanılıyor" dedi.
Lama çiftliği projesinden de söz eden Kaya,"Kendi yöremizde kültür Turizmini oluşturduğumuz bu alanda treking amaçlı,yünüyle,etiyle bir çeşitlilik sağlamak amacıyla altı yıl önce Kanada'dan ithal ettik.6 adet getirttiğimiz bu Alpaga 'lar şu anda 30' un üzerindedir hepsi burayı çok sevdiler çabuk adapte oldular,bölgemize alıştılar doğal ortamını hazırladık çoğaltıyoruz, bunları Türkiye'nin diğer yerlerine'de yaygınlaştırıp hayvancılığımıza ayrı bir çeşni kazandırmalıyız ayrıca Alpagalar Turistlerin de ilgisini çekiyor gelip fotoğraflarını çekiyorlar ayrıca bu hayvanların yünlerinin ısı değeri çok yüksek olduğu için çok kıymetlidir" dedi..
Lama ve Alpagaları Toroslar da doğa yürüyüşüne çıkan turistlerin hizmetine sunmak amacıyla kullandıklarını belirten Kaya, "Lama ve Alpagalar 50 kilograma kadar yük taşıyabiliyor. Deve familyasından olan bu hayvanlar Bolivya ve Peru'da trekking turizminde kullanılıyor" dedi. Kaya "Beş yıl önce Mardin'den bir çiftlikten 2 erkek 2 dişi olarak, Dağ keçileride getirttik burayı çok sevdiler 4 adet getirttiğimiz dağ keçilerinin doğal ortamını hazırladık çoğaltıyoruz 35 tane oldu, bölgemize çok çabuk alıştılar"dedi
Tesisimizde bir de müze oluşturmaya başladıklarını da belirten Mustafa Kaya "Eski köy evlerindeki eşyaları da bu müzede topladık. Kurduğumuz halı atölyesinde hem yöredeki genç kızlara iş olanağı sağladık, hem de turistlere yöre halılarını sattık" dedi.
Yayla turizminin iç piyasada henüz tanınmadığına dikkati çeken Kaya, "Köyümüzdeki bu tesis, yalnızca yabancılar değil, Türk turistlere de çok ilginç geliyor, gelsinler, köyümüzü, yaşam tarzımızı tanısınlar, yöresel yemeklerimizin tadına baksınlar.

Akseki Orman işletme Müdürlüğü 100 Ton Kızılçam Kozalağı Toplattı.

Akseki Orman işletme Müdürlüğü, bu yıl rekor seviyede kızılcam kozalağı toplattı. Yetkililer ilk kez 100 ton kızıl çam kozalağı toplattıklarını ve bunun Akseki'de ilk kez rekor seviyeye yükseldiğini bildirdiler.
Orman işletme Müdürlüğü yetkilileri, orman köylülerinden kozalak toplamak isteyen vatandaşlarla sözleşme imzaladıklarını, dağdan toplanan kozalakların toplama merkezine getirildiğini söylediler. Kozalakların daha sonra Tohum Üretme istasyonlarına taşındığını kaydeden yetkililer, bu kozalaklarda tohum üretildiğini belirttiler.
Yetkililer, kızıl çam tohumunun gençleştirme sahalarına ekildiğini, köylülere toplanan 1 kilogram kozalak için 50 Kr. ödeme yapıldığını bildirdiler.
Yetkililer, bu yıl rekor seviyede kızıl çam kozalağı toplandığını belirterek, biz bu yıl 60 ton hedef koymuştuk. Köylülerimizin bu yıl toplamış oldukları 100 ton kozalakla rekor seviyeye ulaştık.
Orman işletme Müdürlüğü yetkilileri, bu yıl toplatmış olduğumuz kozalakları stoklarda tutup, olağanüstü hallere karşı hazırlıklı olmak üzere 2010 yılının hazırlıklarını yaptık. Gelecek yıl toplatacağımız kozalakları ise bir sonraki yıla saklayacağız. Böylece hem kozalaklar daha olgunlaşmış olacak, hem de sürekli olarak elimizde tohum bulunacak. Bu yıl 200 hektar gençleştirme sahasına da tohum atılacağını bildiren yetkililer" Geçen yıl yaptığımız tohumlamalarda başarılı olduk" dediler.


Köylere Su Müjdesi

Adem Çetin  
"YILLARDIR CÖZÜLEMEYEN AKSEKİ GRUP KÖYLERİ ÎÇME SUYU SORUNUNA DANIŞTAY'DAN SON NOKTA"

25.10.2005 tarihinde Antalya İl İdare Kurulunca Akseki Değirmenlik Köyü hudutlar dahilindeki 82 lt/sn debisîndeki Gözbaşı Kaynağının 20 It/sn’i, Akseki İlçesine bağlı  Akşahap, Belenalan, Bucakkışla, Büyükalan, Cemerler, Merkez Mahallesi, Cancı Mahallesi, Duralı Mahallesi, Tüfekçi Mahallesi, Dikmen, Emiraşıklar, Mahmutlar, Sarıhacılar, Sarıhaliller, Sadıklar köylerinin îçmesuyu ihtiyacını karşılamak için yapılan tahsisin iptali için Antalya 2. İdare Mahkemesine açılmış olan dava 28,2,2008 tarihinde ret edilmiş ve işbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu da 03,03.2009 tarihinde Danıştay 8. Dairesince rededilerek kesinleşti.
 2006, 2007, 2008 ve 2009 yılları İl Özel İdaresi ve Akseki İlçesi
Köylere Hizmet Götürme Birliğinin Etüt, Proje ve Yatırım Programlarında yer alan ve yılı içerisinde tamamlanacak şekilde yeterli ödeneği de bulunan grup içmesuyu inşaatı, nedeni anlaşılamayan gerekçelerle açılan davalar ve mahalli engellemelerle çözümsüzlüğe uğratıldı. Danıştay'ın 03.03,2009 tarihli kararıyla ihtilâfa son noktanın konulmasıyla 15 köy ve mahallelerin içmesuyu ihtiyacının 2009 yılı içerisinde karşılanmasına esas olmak üzere projenin en kısa sürede sonuçlandırılması için çalışmalar hızlandırıldı.
Akseki ve Köyleri yıllardır susuzluk çekiyorlardı
Geçtigimiz yıllarda Akseki ve çevresindeki 20 köyde, SUSUZLUK ÇİLESİ  her geçen gün artıyor, Akseki merkezine,2 günde bir verilen Su, 3 günde bir 2 saat veriliyordu.Çevresindeki 20 köy halkı da, kendilerine pek de yakın olmayan su kaynaklarından su taşımak zorunda kalıyorlardı.
Akseki ve çevresindeki 20 köyde, birkaç yıldır süregelen su yetersizliği, mevsimin kurak geçmesi nedeniyle çileye dönmüştü. Akseki merkezine 28 km.uzaklıktaki, 2200 m. Rakımlı Göktepe Yaylasındaki kaynaktan gelen su miktarının azalması sonucu, köylere su verilemediği gibi, ilçe merkezine üç günde verilmesinin yanı sıra, bahçe ve çiçek sulanması,  şehir suyu ile araç yıkanması yasaklanmıştı
Akseki Göktepe yaylası  kaynak suyundan Akseki ve 11  köye gelen suyun, köylerine su gelmemesinden dolayı Hüsamettin, Sarıhaliller, Dikmen köyü muhtarları ve köy halkından bazı vatandaşlar ile Ak Parti Akseki İlçe Başkan yardımcısı Necip Hacıgüzeller ile birlikte Akseki Kaymakamına gelerek, köylerine belediye tarafından su verilmediğini iddia etmişlerdi.
Degirmenlik köylüleri, köyden çıkan suyun kendilerine yetmediği idiasında bulunarak yapılan tahsisin iptali için Antalya 2. İdare mahkemesine dava açtıkları bildirilmişti. Adem Çetin-AKSEKİ"Hey Gidi Günler Nostalji 1"Projesi hayata geçti.
Cevizliler Yardımlaşma Derneği desteğinde hazırlanan" Hey Gidi Günler Nostalji 1" projesi 22.03.2009 tarihinde Saat 20.00'de Muammer Karaca Tiyatrosunda gösterime sunuldu.
Cevizlilerin sosyal hayatına yaklaşık 50 yıl öncesinden nostaljik bir gezinti yapan film gösterim sırasında ve sonunda Cevizlileri çok duygulandırdı. Gösterim büyük alkış aldı.
Cevizliler Yardımlaşma Derneği Başkanı Semih Yalçın Çetin gösteri öncesi yaptığı konuşmada; toplumun değerlerine sahip çıkılması gerektiğini belirterek bu konuda dernek olarak, çalışmalara devam edeceklerini belirtti.
Başkan, projenin mimarı Yaşar Göksoy, proje tasarımını hazırlayan Bilgehan Çalışkan, metin yazarı Emin Bilgiç, filmi kurgulayan Serter Eren ve seslendiren Mehmet Onur imamoğlu'na teşekkür ederek şilt verdi.

Küresel Krizin Dersleri

Rasih Kaplan

Dünyada yaşanmakta olan agır kriz çok önemli etkilerle genislemektedir, İnsanlara neler öğrettiğinin de bir bilançosunu yavaş yavaş çıkarmak gerekli1- Piyasa tanrı değildir:
Uzun  yılardır piyasa "her derdin çaresidir" deniliyordu, şimdi bu efsane bir kez daha çöktü.
Artık piyasa algısındaki yanlışlıkların sonucu olan
Krizin çözümü devletten beklenmektedir.
kapitalizm piyasa ile özdeş değildir, çünkü piyasa
kapitalizmden önce de vardı.
2-Modeller insan dışıdır:
Son 20 yılda piyasa ekonomistleri ve finansmancılar onlarca matematiksel denklemden oluşan hesaplar ve "modeller" yaparak insanları yatırımlara  yönlendirdiler .Yatırım, üretim kararlarında gerçek insan ve onun ihtiyaçları hep göz ardı edildi. Oysa ekonometrik sonuçlar kesin değildir... Nitekim ünlü istatistikçi Nassim Taleb "Ben bu modeller palavra, batacaksınız dediğimde güldünüz, şimdi herkes    layınğını buluyor" demiştir. (Ergin Yıldızoğlu, 322009, Cumhuriyet)
 İktisadi süreçler çok karmaşık dinamiklerle etkileşim 'Cindedir. Toplumsal, tarihsel, siyasal ve ideolojik olgular bu faktörlerin başta gelenleridir.
3-"Verimsizlik" özel kesimde de görülür:
Kaynakların etkin kullanılması için mutlaka özel mülkiyet zorunlu değildir. Daha doğrusu verimlilik-etkinlik kavramlarının mülkiyet tipi ile doğrudan ilgisi yoktur. Bu bir yönetim anlayışı ve sistem sorunudur. Her iki (kamu-özel) mülkiyet biçiminin de olumlu ve olumsuzlukları bulunmakta. Son büyük kriz özel kesimin de çok büyük başarısızlıklar yapabildiğinin ilginç örneklerini göstermiştir.
4-Çözüm karma ekonomidedir:
Krizin aşılmasında ulus devletlere ve hükümetlere büyük görevler düşmektedir. Çin başbakanı da Davos'ta aynı şeyleri söylemiştir: Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Wen Jiabao: "Biz 2009'da %8 büyüyeceğiz. Uluslararası topluma 2009 için güven, işbirliği ve umut vaat ediyoruz. Çok istikrarlı bir finansal sistemimiz var. Kriz, bankalarımızı etkilemedi, çünkü toksik kâğıtlar çok azdı. Bu krizle, bizim karma ekonomi modelimizin ne kadar doğru olduğu da anlaşıldı."(Kaynak: Davos Konuşmaları)
5-En büyük maliyeti "en alttakilere"
ödetmektedirler:
Dünya genelinde 50 milyon kişinin işsiz kalacağı
hesaplanmaktadır. Yıllardır küreselleşme ile iyice
bozulan gelir dağılımı dengesinin bu krizin yarattığı
işsizlik ile daha da artacağı kesindir.
6-Âdil olmayan ekonomik gelişme yaklaşımı bunalıma yol açıyor:
Davos toplantılarında "...ortak çıkarlara yönelik ahlak anlayışına geçilmesi gerektiği..." yönünde görüşler belirtilmiştir. Demek ki bugüne dek işleyen (işlediği zannedilen) sistemin adil olmadığı, aç gözlülüğün, ihtirasların krizi besleyen başlıca duygular olduğu çok yerde söylenmiştir.
7-Kapitalizm zayıfken uluslar yeni, güçlü atılımlar yapabilir:
Ülkeler böyle kargaşa ve belirsizlik koşullarında kendi üretim olanaklarım geliştirici teknolojik ve sektörel atılımlar yapmalıdırlar. Örneğin Türkiye bu dönemde araştırma ve geliştirme ağırlıklı bir üretim yapılanması için gerekli incelemeleri başlatmalıdır. Buna uluslararası koşullar bazı yönlerden uygundur.
8-Firmalar, sektörler ve ulusal karar vericiler "verimlilik atılımı" için işbirliğine gitmelidirler:
 Krizin oluşması ve derinleşmesi başta özel kesim verimsizlikleri olmak üzere birçok kurumun "rant arayışları" ve sağlıksız büyüme politikaları ile ortaya çıkmıştır. Bu şartlarda çözüm tüm kesimlerin "verimlilik odaklı büyüme" stratejileri ile mümkündür.
9-Daha iyi bir dünya yaratma umutları artmıştır.
Piyasa sistemini sorgulama deneyimi ve istekleri giderek çoğalmaktadır. Kriz derinleştikçe yeni dersler ve adil, güzel dünya özlemleri artacaktır.
Sonuç:
Firmalarımız 1994 krizinde kaliteyi, 2001'de verimliliği, bu krizde de yenilikçiliğin önemini anlamaya başlamışlardır.

Dogru Beslenme

Dr. Mehmet Çetin Duruk
 
Sevgili Aksekili Hemşerilerim,
Geçen sayıdaki yazımı "Yeterli ve dengeli beslenelim, sağlıklı yaşayalım" diye bağlamıştım. Bu yazımızda vücudunuzu oluşturan hücrelerin düzenli ve dengeli çalışması için gerekli olan besin öğelerinden karbonhidratları inceleyeceğiz.
Birçok kişi (doktorlar dahil) fazla kilosu olanlara hemen karbonhidratları azaltmasını, hatta tamamen kesmesini tavsiye ederler. Unlu ve şekerli gıdaları sakın yeme diye öğüt verirler. Halbuki karbonhidratlar vücudumuzun ana enerji ve ısı kaynağıdır. 1 gram karbonhidrat 4 kcal enerji sağlar. Günlük yiyecek tüketimimizin %50-65'ini oluşturması gerekir. Karbonhidratlar arabanızın benzini, mazotu gibidir, benzin biterse arabanız yolda kalır. Karbonhidratlar fazla alınması halinde vücutta yağa dönüşür. Bu nedenle karbonhidratlar (şeker, un, nişasta vb.) yeterli ve dengeli alınmalıdır.
Basit karbonhidratlar (şeker) Şeker, reçel, bal, şekerli içecekler, vb. gıdalarda bulunur. Bunlar vücutta hızla emilip kana karışır. Kan şekerini hızlı bir biçimde yükseltirler.
Kompleks karbonhidratlar
(nişastalar)
Tahıllar, sebzeler, meyve, ekmek,
makarna, patates, cereollerde
bulunur. Bunlar yavaş salınan
karbonhidratlar olup, kana daha geç karışırlar.
Basit ve kompleks karbonhidratlar doğal veya rafine olabilir. Doğal olanlar daha sağlıklıdır. Doğal şeker, meyve ve sebze sularında, meyvelerde, sebzelerde bulunur. Rafine şeker beyaz veya kahverengi şekerde, balda, reçellerde, keklerde, konserve tatlılarda bulunur.
Doğal nişasta işlemden geçmemiş tahıllarda, bütün tahıllarla yapılan ekmeklerde, esmer pirinçte, patates, mercimek, nohut, fasulye, barbunya, muz ve havuçta bulunur.
Rafine nişasta ise beyaz unda, beyaz ekmekte, beyaz makarnada, beyaz pirinçte, bisküvi ve keklerde bulunur.
Şeker türleri glikoz, fruktoz, galaktoz, sakroz, laktoz, maltoz'dur. Glikoz yediğimiz tüm karbonhidratlı gıdalarda bulunur. Fruktoz meyve ve sebzelerde bulunur. Galaktoz anne sütünde bulunur. Sakroz sofra şekerinde bulunur. Laktoz (glikoz + galaktoz) anne sütünde bulunur. Bebeğin beslenmesi için çok önemlidir. Maltoz nişastanın sindiriminde parçalanma sonucu oluşur. Arpadan bira yapımında da oluşur. Nişastalar patates, ekmek,pirinç ve makarnada bulunur.Nişasta olmayan polisakkaridlere "lif" denir. Tahıllarda, meyve ve sebzelerde, özellikle kabuklarında bulunur.
insan vücudunun her gün düzenli lif alması gereklidir. Çözülebilen lifler vücutta şeker emilimini yavaşlatır, kandaki kolesterolü düşürür, yulaf, baklagiller, meyveler ve yapraklı sebzelerde bulunur. Çözülemeyen lifler (selüloz), tüm bitkilerin hücre duvarlarında bulunur, insan vücudunda sindirilmeden dışarı atılır. Bağırsak içinde suyu emerek şişerler. Dışkıya hacim katarlar. Ayrıca barsak duvarını uyararak kasılmasını temin eder, artıkların beklemeden dışarı düzenli atılmasını sağlarlar.
Ekmek tüketiminde doğal nişasta içerdiği ve lif oranı yüksek olduğu için beyaz ekmek yerine esmer ekmek (çavdarlı, yulaflı, tam buğday ekmeği gibi) tercih edilmelidir. Bu sayede hem yeterli ve dengeli karbonhidrat temin edilmiş olur, hem de kan şekeri seviyesi yavaşça yükseldiği için uzun süre tokluk hissi sağlanır.
Sevgili hemşehrilerim karbonhidrat tüketiminde yukarıda belirtilen bilgiler doğrultusunda hareket edebilirsek vücut ve ruh sağlığımıza olumlu katkıda bulunabilir, kilo almadan vücudumuzun ihtiyacı olan kalori ve lifi temin etmiş oluruz. Yeterli ve dengeli beslenelim, yaşam sürecimizi uzatalım.

Rasih Hoca'yı Anlatmak zor.

İbrahim Ekmekci
 
Rasih Hoca'nın, Rasih Kaplan olarak anılmasında, elbette Atatürk'ün rolü vardır. Meclis kürsüsünde, ateşli konuşmalarını, Cumhuriyet savunuculuğunu gören Atatürk; O'ııa, "Kaplan" soyadını uygun bulmuştur,
Zorluk, bu kısıtlı köşede, O'nu nereden başlayarak anlatmak. Önemli hizmetlerinden hangilerinden söz ederek, yazmaya başlamak gerektiğindendir.
Ama, muhakkak, O'nu gündeme getirmek gerek.
Bir TV kanalında,Uzakdoğu'da yapılmış, bir gezi programı izlemiştim. Tayland Adalarında bir yerli; " Biz de islam ülkesi olarak, Kurtuluş Savaşınız öncesi, Sizin ülkenize bağışta bulunmuştuk. Yerine ulaşıp-ulaşmadığı konusunda endişelerimiz var." demişti. Bizim program yapımcısı da; "Bilmiyorum." Yanıtını verdi
işte, O an, Rasih Hoca'nın kemiklerinin sızladığını hissettim. Ama, bu bilgisizliğin sorumlusu, röportaj yapan kişi miydi? Yoksa, Kurtuluş Savaşımızı gelecek kuşaklara öğretmeyenler mi?
Bu sorumluluğu bizler de duyarak, bilinen gerçekleri anlatmamız gerekmiyor mu? Dün, düşmana teslim olun nasihati veren padişaha, o günün koşullarında," direnme ve uyarma" cesaretini gösteren , telgrafından söz etmiştim.
Bugün de; Vilayet Daimi Encümen Azası Rasih Hoca'nın, Mustafa Kemal ile görüşmelerinden sonra, babasının tarlasını satıp, anasının altınlarını bozdurup, yanına aldığı arkadaşları ile, Doğu sınırımızdan başlayarak Azerbeycan, Pakistan'dan Hind-i Çini'ye, Java Adalarına kadar gidişlerinden, söz edeceğim.
Hitabeti güçlü, genç Rasih Hoca'yı dinleyenler, göz yaşlarını tutamazlar. Bağışseverlerin attıkları ceketlerden, para keselerinden oluşan kümeler, kentin sorumlu ve yetkililerince altın liralara çevrilerek, dönüşte alınacağı söylenerek, boydan-boya koca Asya kıtası katedilir. Hoca," Tek bağımsız, islam devleti, batının saldırısı karşısında yıkıldı. Saltanat, devleti koruyamadı. Osmanlı'nın yerine kuracağımız bağımsız devlet, Siz islam topluluklarının da, diğer devletler nezdinde savunucusu olacağız." diyerek, gelecekte kurulacak Birleşmiş Milletler Teşkilatına benzer oluşumların da beklentisi içinde, islam ülkelerini bilgilendirir.
Kişiliği ile güven veren bağış heyeti, yurda heybeler dolusu, sarı lira ile döndü. Atatürk bu imkanla, başta Rusya olmak üzere, batı dünyasından, silah, mermi fe-.:..    cephane aldı. Yurt içinde de, »    kurulan atölyeler, mühimmat ürettiler.
Millet, canıyla, dişiyle-tırnağıyla, kadınıyla-erkeğiyle bağımsızlığını kazandı. Hoca, tuttuğu günlükte, ne zaman nerede ne kadar bağış topladıklarını, yol masraflarını da kendi ceplerinden karşıladıklarını yazar.
Mustafa Kemal'e büyük destek ve moral veren bu bağıştan arta kalan para ile, savaş sonrasında, Ankara'nın çorak toprağında, "Atatürk Orman Çiftliği" kuruldu. Vatan toprağı işlenirse, nasıl verimli olabileceği kanıtlandı.
Artan para ile, Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu kuruldu. Ve en önemlisi, Türkiye iş Bankası da kuruldu. Bankadan, bu kurumlara, sürekli destek imkanı da sağlandı.
Pakistan'da yakın geçmişte oluşan deprem felaketine, iş Bankası bağış gönderirken,"Sermayemiz ,Pakistan gibi ülkelerden gelen bagışlardır.Kötü günümüzde bize destek olan lkelere yardımda bulunmak görevimizdir" açıklamasını yapan ,Milli Bankamızın Genel Müdürü Ersin Özince'nin bu inceligi her tür övgüye layıktır,sanırım .
Bizde Özince gibi geçmişimizi.bu yurt için özverili çalışmalarda bulunanları analım.Rasih Hoca'nın ,Rasih Kaplan olarak anılmasında ,elbette Atatürk'ün rolü vardır MÖeçlis kürsüsünde ,ateşli konuşmalarını ,Cumhuriyet savunuculugunu gören Atatürk; O'na ,"Kaplan " soyadını uygun bulmuştur.Pekiyi böyle bir servetle dönen Hoca'nın mali durumu nasıldı? Hoca'nın ,uzakdogu serüveninden sonraki hizmetleri neler oldu ? Rasih Kaplan 'ın yöremizdeki etkinligini ve örnek yaşamınıdan bazı kesitleri ,gelecek yazıya bırakarak O'nu bir kez daha ,hayırla yad edelim.

Akıl Nimeti'nin Performansı

Aydın Demiroglu

Hikmetinden sual olunmaz Rabbimin...
Ali'yi de yarattı, Veli'yi de ve hatta lazım olur diye deliyi de... Herhalde yine hikmetinden olsa gerek, delilerin de sayısını az tutmuş, tıpkı Velîler gibi...
Peki, ama az olma sebebinden dem vuracak olsak; Velîlere sonsuz hürmet duyarak,(çünkü Velîlerden söz etmek vasat bilginin haddine değil) burada biraz delilerden söz edebiliriz diye düşünüyorum. Adı, önemli değil.. Biz O'na kendi deyimiyle "YIRTIK FES" diyelim.. Hani, fes olsa da yırtık olsa.. Hoş, çok da önemli değil fesin, hırkanın modası. Olsa aşı suyu-olmasa başı suyu, O'nun söyleyip gezdiği türkü kendi sevdası üstüne....
Dedik ya... Adam deli... Boynunda, "NUHNEBİ MARKA" bir fotoğraf makinesi, mum dibindeki karanlıkların resmini çekerdi kendi objektifinden ve su üstüne yazardı, gölgede kalmış güzelliklerin hikâyesini.. O, çakar-almaz makinenin bende fabrikası olsa ne fayda..
Fotoğraf çekmek başka bir sanat. Ve hikâye etmek, memleket ahvalini en can alıcı yerinden.
Ben de kâğıdın kalemin gırlası olsa ne fayda, delisi olmak lazım memleket sevdasının, bakmaya tahammül olmayan kuytularda yaşamak lazım gerçekleri, hissetmek lazım... O'nun da hakkı değil miydi; baktığını görmek, gördüğünü anlamak, anladığını anlatmak?.. Bağırsa nefes, koşsa dizde derman nereye kadar?..
Derken; bir uçurtma yapmış bizim "YIRTIK FES". Memleket ahvalini yazmış üstüne ve "MUMDİBİ" resimlerini yaptırmış köşelerine, uçuracak yükseklere, herkes görsün duysun diye... Amma ne çare ki, ipi yok. Kör olasıca bir yumak ip, hangi derde dermansa, yok ha yok... Ve çıkmadığı taş başı kalmamış Toroslarda;
-Heeey, uçurtmamı gördünüz
müüü?
-Yok mu len gardaşım bir yumak
gınnabı olan?
-Gınnap yoksa gazıl da olur, şunu
biraz yükseğe uçuralım da herkes
görsün!..
Nafile, nafile...
Neyse, çoktan az, azdan çok birkaç sap da olsa, ucu ucuna düğlemiş ve uçurdu uçurtmasını "YIRTIK FES"... Uçmalıydı, "Bir uçarsa, dağ taş uçurtma olur." demişti. Salıverdi kardelen kokularını vardığı yere dek... Ben gördüm, uçtu çünkü Herkes de gördü
Kâh kırık kanadıyla kâh takatsiz ayaklarıyla koştu-uçtu, koştu-uçtu...
İMRENDİM... deli olmak lazım dedim. Hem de zırdeli... Lazım da, basımdaki fesi yırtık yırtık yırtsam, yeter mi deli olmak için?.. Yanında olmak lazım, toprak ana doğururken kardelenleri. Yangına su taşıyan karınca misali, yırtık fesle dahi olsa, hayalini kurmak yüksekliklerin. Fotoğrafçı olmak lazım, hatta yazar, şair...
"BENİM" diyebilmek lazım, başkalarına ait olmayana ve memleket dilinden söylemek lazım türküleri... Üstelik aldırmamak lazım, kim ne derse desin, deli olmak herkesin harcı değil, tıpkı Velîler gibi...
Neyse... Velî'yi anlamak Velî'nin, Deliyi anlamak delinin işi olsa gerek, benim haddime değil... Benim aklımda kalan, uçurtmanın yaydığı kardelen kokusu... Mumun dibi, hala karanlık... Ha, bizim "DELİ" ye, ne mi oldu?..
Delilikten yana hiçbir kaybı yok da, uçurtmasının ipini kesivermiş, makinesini de kırıvermişler... "Neden?" diye hiç sormadım, buçuk dirhem aklımı da kaybetmeye hiç niyetim yok... Zaten "DELİ"ye çok gerek olsa, Allah fazlasıyla yaratırdı... Hikmetinden sual olunmaz...

Bir Sevdadır Akseki

Berrin Çelikel

Dört nala giden bir atın soluğunda tırmanıyoruz Toroslara. Çanı ve kekik kokulu yeşil vadilerin kucakladığı dereler bir başka mavi burada. Duygularını maviye kesiyor, derenin akışında coşkulanıyor. Bir an önce varmalıyım, akmalıyım denize...Gittiğim yer, ilk öğretmenlik sevdam, Akseki. Benim denizim mi yoksa ben mi deniz olmalıyım? Yüzlerce çocuk balık tutmayı öğrenmeli bende, kimileri inci bulmalı midyelerin içinde, kimileri balık olup yüzmeli, kimileri deniz olmalı. Bundan tam otuz bir yıl önce işte bu duygularla gitmiştim Akseki'ye. Benim gibi düşünen birçok arkadaş geldi ardım sıra.Bazıları benden önce oradaydı. Alınan her nefesi büyük bir emek olan bir sevda türküsünü birlikte söyledik. Benim diyebilecek kadar özümseyen, özgün olmak için yarışan bir grup genç öğretmen...
Bizden daha deneyimli öğretmenlerimizi dinledik, halkın
 
içine karıştık, an oldu; taşın, toprağın, ağacın, börtü böceğin sesini dinledik. Bu binlerce yıllık geçmişten gelen Akseki'nin sesiydi. Bu ses,yüreğimize beynimize işledi.Bu sesle bir olduk biz seslendik. Her öğrencimiz bir kitaptı bizim için. Hiç üşenmeden okuduk.
Umutsuzluğa düşmek mi? Hayır, bunu hiç yaşamadık. Koşullar ne olursa olsun. Elektrik olmasın, su olmasın...Sevgimiz vardı, çalışıyorduk, üretiyorduk.Bu dünyaya nasıl bir pencereden bakacağımızı öğrencilerimizle birlikte kotardık.
Donanımlı sosyal bireyler yetiştirmek istiyorduk başardık.
Şimdilerde bir çok öğrencimiz ülkemizin çeşitli yerlerinde başarıyla görevlerini sürdürüyorlar. Geçenlerde telefonda bir ses...Açtım, titrek, heyecanlı bir ses: "Berrin Hanımla mı görüşüyorum."dedi. Evet, diye yanıt verdim. Telefondaki ses bütün heyecanıyla: "Öğretmenim çok eskilere gideceğim, bundan otuz yıl önce saz çalan bir kızınız vardı, bilmem anımsar mısınız?"dedi. Birden gözlerim doldu: "Sizleri unutmak mümkün mü Nursen?"dedim. Unutmadık, unutulmadık, sanırım bu sevda ölesiye sürer.
Böyle düşünürken Akseki Şahinler Lisesi'nin kapısına kadar gelmişim.Merdivenlerden ağır ağır bahçeye indim.Bahçedeki çam ağaçları ne kadar da büyümüş eskiden yaptığım gibi sessizce bir kenara ilişip onların sesini dinlemeye çalıştım.Hayır, çıt yok.Tüm mekanlar ağaçlar toprak da dahil hüzünlü bir sessizliğe bürünmüş.Onlara yalvardım anılarımı verin diye.İçlerinde kurumaya yüz tutmuş yaşlı bir ağaç bir bilge edasıyla yanıt verdi: "Yaşanmışlıkların güzelliği, verimi devamlı olursa anıların da değeri olur."
Anladım artık burada bizim yaşadığımız sevgi, emek ve içtenlik yok. Bu anlamda herkesin kendini sorgulamasını istiyorum.Bırakalım başkalarına taş atmayı bir taş da kendimiz koyalım yerine. Eğitim ve öğretim yaşamı anlamlı kılan sonsuz bir süreç biraz daha geç kalırsak denizler kuruyabilir.

Genç Aksekili'ler

Duygu Yılmaz

Akseki dünyanın sayılı turizm merkezlerinden biri sayılan Antalya'ya olan yakınlığını bir avantaj haline çevirebilir. Bu itibarla Akseki bu özelliklerini Türkiye ve dünyaya tanıtarak bu konumunu kendi lehine kullanmalı ve bu yönde gelişmelidir.Çocukluğundaki Akseki imajı nasıl bir etki bıraktı?
Babamın ve annemin işi nedeniyle çocukluğum Bursa ve Ankara'da geçti Babamın çocukluğu Akseki de geçtiği ve Akseki'yi çok sevdiği için ondan sık sık Akseki hakkında birçok güzel şey duydum. Özellikle anneanem ve babaannemden duyduğum Akseki; yaşantısıyla, komşuluk ilişkileriyle ve eski evlerinin güzelliğiyle beni çok etkilerdi. Yıllar sonra lise yıllarımda Akseki'ye gittiğimde şehir hayatının
 
karmaşasından sonra Akseki'nin doğasının güzeliği, sakinliği ve huzurlu ortamı çok hoşuma giti. Ama eski Akseki evlerinin ön plana çıkması beni daha mutlu ederdi.
Bize gördüğün ve görmek istediğin Akseki'yi anlatır mısın?
Akseki bulunduğu coğrafi konum itibariyle oldukça şanslı ilçelerimizden biri, hem Toroslar' in yamacında, hem de Toroslar'dan Akdeniz'e açılan
bir şirin kasaba. Modernleşme amacıyla günümüz şehirlerinde gördüğümüz çarpık şehirleşmeyi görmek yerine, eski yapıların restore edilerek, tarihi ve yöresel havasının korunarak turizme kazandırılmasını isterim çünkü Akseki dünyanın sayılı turizm merkezlerinden biri sayılan Antalya'ya olan yakınlığını bir avantaj haline çevirebilir. Bu itibarla Akseki bu özelliklerini.Türkiye ve dünyaya tanıtarak bu konumunu kendi lehine kullanmalı ve bu yönde gelişmelidir.
İleride Akseki'ye nasıl bir katkıda bulunmayı düşünüyorsun?
Akseki'yi turizm alanında dünyaya ve Türkiye'ye tanıtmada katkısı bulunacak her türlü çalışmada bulunmayı çok isterim.
 Genç Aksekilileri organize etmek için neler yapılmalı?
Maalesef Aksekili ailelerin büyük bir kısmı Akseki'den büyük şehirlere göç ettiği için aileler birbirlerini tamsa da günümüzde Aksekili gençler birbirlerini tanımamaktadırlar. Bu nedenle Akseki hakkında yapılabilecek olan çeşitli projelerde gençler kendi ilgi alanlarına göre görevlendirilerek hem Akseki'nin gelişmesi sağlanabilir, Akseki'nin geleceği için yapılabilecek işler tartışılabilir ve gençlerde bu konudaki düşüncelerini birbirine aktarabilirler. Böylece Akseki birçok değişik yönden gelişebilir ve bu şekilde Akseki'de dinamik bir yapı kazanabilir. Bu çerçevede Akseki'yi geliştirecek toplantılar aracılığıyla belirli sürelerde gençler biraraya gelebilirler.
Duygu Yılmaz
15.05.1984 Bursa
İş Tecrübeleri
Kuntalp-Arkan-Pekgüçlü Hukuk Bürosu
Ekim 2007-Ekim 2008
Eğitim
(2002-2007)
Biikent Üniversitesi Hukuk Fakültesi,
Klasik şan eğitimi alıyor
Yabancı Diüer
ingilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca
Hobiler
Müzik dinlemek, Tiyatroya gitmek,
Spor yapmak


Köylerimizi Tanıyalım

Adem Çetin
Bucakalan (Bucakilvat)

TARİHÇE
Yerle kariyesi dağıldıktan sonra, Büyükalan (Büyükilvat)'ın bir mahallesi hüviyetini taşır, daha sonra, müstakil köy olmuştur, Eski kayıtlardaki adı «Armağan Bucak» tır. Mescidini Mehmet Bey adında bir kişi yaptırmıştır. Halk arasında adı Aşağıbucak olarak anılır.
COĞRAFİ DURUM
Köy, bir çukurluğun içinde kurulmuştur. Eski Akseki pazarının kurulduğu yer içerisine girmektedir. Engebeli bir araziye sahiptir. Köyün doğusu, Güzelsu üzerindeki Toros dağları sıraları, batısı Alaçeşme arkası dağları, kuzeyi Belenalan köyü, güneyi Dikmen köyü ile çevrilmiştir.
Dağlarda hakim bitki örtüsü; fundalık ve çöğrelik (çitlenbik - menengiç) tir. İklim bakımından, karasal ve akdeniz ikliminin tesiri altındadır.
Halk su ihtiyaçlarını sarnıçlardan temin eder. Büyükilvat ve diğer köylerde yetişen bitki ve hayvanlar burada da yetişir.
 SOSYAL DURUM
Küçük bir dağ köyüdür. 1970 sayımına göre, nüfusu 36, hane sayısı 29'dur. Köy boşalması açık bir şekilde görülür. Halk, konuksever, yardımseverdir. Hemen hemen her aile birbirinin akrabasıdır. Köylünün sağlık, temizlik ve hukuk anlayışı iyidir. Aile yapısı, konut durumu, folkloru çevrenin aynı özelliklerini taşır.
EKONOMİK DURUM
Köyde kalanlar, tarım ve hayvancılıkla uğraşırlar. Üretimleri ancak kendilerine yetecek kadardır. Köyün dağlarındaki çöğre (çitlenbik) ağaçlarına, antep fıstığı aşılanırsa, büyük bir gelir kaynağı olabilir. Köy halkının çoğunluğu, büyük şehirlere göç ederek ticaret hayatına atılmıştır. Daha çok izmir, Ödemiş, Edremit çevresi   ile İstanbul'a yerleşmişlerdir. Dışarıdakiler köyde kalan yakınlarına para göndererek onların geçimlerini sağlarlar.
KÜLTÜR DURUMU
Halkın okuma ve okutma arzusu iyidir.
Köy 300 yıl önce Abdulleyn torunları ve Bayraktar oğulları tarafından, Hatay'ın Belen kasabasından gelerek Büyükilvat.Belenilvat ve Bucakilvat'a yerleştikleri bunların 3 kardeş olduğu ve soy isimlerinin de ilvat olduğu bu 3 köye yerleşerek bu isimleri taktıkları söylenmektedir.. Köyün geçim kaynakları Tarım ve Hayvancılık olup son yıllarda köydeki tarihi Akseki düğmeli evleri örnekleri turizme hizmet vermekte ve turistlere el işçiliği örgü satarak köye ekonomik girdi sağlanmaktadır.Yıllar önce köyü terk eden köylüler genellikle ticaretle uğraşmakta ve köyle bağlantılarını koparmışlardır şu anda köyde, köyün yerlilerinden yaşayan kalmamıştır. Akseki Ticaret Bankası 'nın kurucularından oldukları köydeki evlerinin yıkıntıları arasında çıkan belgelerden tahmin edilmektedir. Köyün 300 yıl öncesinde de Rumların yaşadığı ve tarihi Bucakalan evlerinin o dönemde yapıldığı söylenmektedir o yıllarda köyde salyangoz
 
toplayan çocukları, Rum olduğu söylenen ihtiyar nine "Kıssıllım der anası hüp deyversin anası" diye sever ve salyangoz toplattığı; halen köy halkı arasında deyim olarak kullanılmaktadır.Köy'de bir de dünyada ikinci Türkiye'de birine dikine inilebilinen 345 m. derinliğindeki mağara da ilgi beklemektedir.

Bir yayla gezisinden izlenimler.
Göktepe Yaylası

Adem Çetin
 
Günlerden Pazar. Vakit öğleye yaklaşıyor. Akseki çarşıda geziyorum. Dalgın dolaşırken mobil telefonumun çalan sesini duydum. Arayan Tugay'dı. Heyecanlı bir şekilde "Adem abi nerdesin?" dedi. Heyecanı sesine yansımıştı, ilk anda tedirgin oldum, "hayır mı Tugay!" dedim. Tugay aynı ses tonuyla "Adem abi hava çok güzel bu güzel havayı değerlendirelim yaylalara gezmeye gidelim" deyince; Tugay'a nereye gideceğimizi sordum, "sen bilirsin abi, Akseki'nin çok gezilecek görülecek yerleri var güzel bir yayla gezisi yapalım, fotoğraflar çekelim" deyince ben de "tamam, Dipsiz Göl, Göktepe Yaylası ve ilvat Gölü'ne gidelim." dedim. Uzun, fakat çok heyecanla yolculuk yapılacak bir güzergâhtı. Turgay'a "çarşıda buluşalım, gel" dedim ve telefonumu kapattım. Konuşmaya kulak misafiri olan arkadaşım Hıfzı "beni de götürün yaylalara beraber gidelim." dedi, ben de Hıfzı'nın doğa merakını bildiğim için "tamam gidelim fakat arabamızda fazla yer yok" deyince; "ben kendi arabamla yanıma amcamı, biraderimi ve oğlum Ali'yi de alır size katılırım" dedi. Amcası Ali Tellioğlu, abisi ibrahim ve oğlu Ali ile beraber arabasıyla bize katıldı. Tabi bu arada yiyeceklerimizi ve gerekli malzemelerimizi de yanımıza almayı ihmal etmedik. Yayla'da tıkınmanın zevki başka ne de olsa. Tabii ki sıkıca giyinmek de gerek. Gerekli hazırlıklar tamamlanınca iki arazi aracı ile Akseki'den yola koyulduk. 40-45 dakikalık bir yolculuktan sonra Alacabel üzerinden yayla yoluna saptık.
Çiseleyen yağmur taneleri otomobilimizin camına düşmeye başlamıştı. Yayla yollarının girişinden itibaren 7 km.lik asfalt yoldan geçtikten sonra stabilize yoldan devam ettik. Yanımızda bulunan telsizlerden bir tanesini diğer araca, Hıfzı'ya verdik.
Kontrollü bir şekilde yolumuza devam ettik. Stabilize yollar bozulmuş engebeli yollardı, bozuk yollardan geçerek yolumuza devam ederken, Sülek yaylasına yakın bir yerde Bozkır ilçesi sınırlarında olduğunu tahmin ettiğim mermer ocağını gördük. Mermer ocağının çıktığı yerde taş ve dağ görünmüyordu. Hayretler içinde kaldık. Biraz yaklaştığımızda mermerin yerin altından yani toprağın altından çıktığını fark ettik, ilginçti.
Yolumuza devam ettik. Göktepe Yaylası'nın en büyük yerleşim yeri olan Sülek Yaylası'na geldik. Betonarme yapılmış evler, taş evler, ağıllarla çok büyük bir köyden daha büyük bir yerleşim alanı oluşmuştu. Bu arada çok büyük cami ve hoca evi inşaatı da dikkatimizden kaçmadı. Çiseleyen yağmurun taneleri otomobillerimizin camına düşmeye başlamıştı. Ve biz artık, Dipsiz Göl'ün yamndaydık. Göl, 1750 m yükseklikte krater gölüydü, yaz ve kış aylarında da suyunun aynı kaldığını hep duyardık. Sülek yaylasına çok yakındı. Dipsiz Göl'ün muhteşem görüntüsü hepimizi büyüledi. Nilüfer çiçeklerinin sudaki görüntüsü harikaydı. Tabi bu arada anılarımızı canlandırmak için havanın hafif hafif çiselenmesine bile aldırmadan kamera ve fotoğraf çekmeye başladık. Arkadaşım Hıfzı Tellioğlu'nun kamera ve fotoğraf çekmek için yaptığı telaş ve heyecan da gözlerimizden kaçmadı. Dipsiz Göl'e ilk kez gelen Hıfzı'nın oğlu Küçük Ali suskundu. Bakışlarından manzaranın etkisinde kaldığı belli oluyor, gözlerinden okunuyordu. Yazın çok kalabalık olan Yayla'da koyun otlatan birkaç sürü sahibi dışında, kimse kalmamıştı. Bol bol hatıra fotoğrafları çektik. Dipsiz Göl'den sonra, Ali Amca'ya "yolumuza nerden devam edeceğimizi" sordum. Çünkü önümüzde birkaç alternatif yol bulunmaktaydı. Ali Amca "Gınnap'a çıkmayalım kestirme yol orası fakat çok diktir.Merdivenli yaylasından dolaşalım. Hem gezmiş oluruz" dedi. Bu yollardan birkaç kez geçtiğim için araba ile ben öne geçtim, yolumuza devam ettik. 2 km. kadar gittikten sonra geride aşağılarda bıraktığımız Dipsiz Göl'e durup bir kez daha baktık. Görüntüsü yukarıdan muhteşemdi. Görünen manzaranın güzelliğini kelimelerle anlatmanın imkânsız olduğunu düşünüyorum. Bu manzarayı ancak yaşamak gerek. O anları da fotoğraf makinamızla ölümsüzleştirdik
.
2200 m. Rakımlı Yayla Evlerinde Elektrik

Tekrar araçlarımıza binerek yolumuza devam ettik. Bozkır ilçesi'nc bağlı bir yaylaya geldik. Yayla'ya yüzlerce km. mesafeden elektrik getirmişler. Altımetre'li saatimden rakımın kaç olduğuna baktım. 1870 metreyi gösteriyordu. Hayretler içinde kaldım. Tabi benimle beraber gelen arkadaşlar da hayretler içinde kaldı.Ve biz artık, Dipsiz Göl'ün yanındaydık.
Göl, 1750 m yükseklikte krater gölüydü, yaz ve kış aylarında da suyunun aynı kaldığını hep duyardık. Sülek yaylasına çok yakındı. Dipsiz Göl'ün muhteşem görüntüsü hepimizi büyüledi. Nilüfer çiçeklerinin sudaki görüntüsü harikaydı.
Bu arada yolumuza devam ederken birkaç yıl öncelerinden geçtiğim yolları hatırlamaz duruma düştüm ama kimseye söylemedim. Yolları hatırlayamamamın tek nedeni her tarafa yol açmışlar, şaşırdım, içimden de "önüme bir kişi çıksa da, yolu sorsam" diye düşünürken istediğim oldu. Yolun kenarında bir adam gördüm, yanına yaklaştım. Yolu tarif etmesini istedim. Adam bilmediğini söyledi Bozkır'dan yaylaya mantar toplamaya çıktığını belirterek "bu yollar adamı şaşırtır, yolu bilmiyorsan geldiğiniz yerden geri dönün" dedi. Geri dönmem imkânsızdı. 100 km.nin üzerinde bir yol gelmiştik. Arabamın yakıtı da yedeğe düştüğü için ne zaman bitecek de yolda kalacağı telaşına kapıldım ama yanımdaki Abdullah Çatlı'ya ve Tugay Çatlı'ya bildirmedim. Yedek de normal şartlarda bizi Akseki'ye götüreceğini biliyordum ama şartlar normal değildi. Tek çare yolu yanılıp uzatmadan Bey Çukuru'na, ilvat Gölü'ne ulaşmam gerekiyordu. Çünkü gezimizin son uğrak yerleri buralardı. Bey Çukuru'nda göçerlerin yetiştirdiği şalgam, nane, soğan, marul ve domates gibi yeşillik ve sebzelerin son zamanlarda tekrar yeşillenip oluştuğunu biliyordum. Onun için yiyeceklerimizin yanına salata malzemesi almamıştık. Bir yandan da yolumuza devam ederken daha önceleri geçtiğim yerleri anımsayınca bozulmuş olan moralim tekrar yerine geldi. Bu arada Turgay'ın cep telefondan dinlettirdiği müzik arabanın içindeki sessizliğin tek sesiydi. Hiç durmadan yol alıyordum. Saat 14.00 sıraları olmuştu, ileride koyun sürülerini otlatan bir göçer gördük. Bu Merdivenli Yaylası'na yaklaştığımızın işaretiydi. Ve de öyle oldu. 3 km kadar sonra Merdivenli Yaylası'na geldik. Kısa bir mola verdik. Tekrar yola koyulduğumuzda zirvelerde bir yerden geçiyorduk. Rakım 2355 metreyi gösteriyordu.Yıldızlı Dağı ve Tünel karşımızda çok altımızda kalmış, muhteşem bir görüntü vardı. Sol tarafımızda da yani oradaki pozisyonumuza göre doğumuzda Bey Çukuru, ilvat Gölü, ilerisinde de üzerine kar yağmış Papaz Dağı görünüyordu. Harika bir manzara vardı. Tabi Bey Çukuru'na az bir mesafe kalmıştı. Yolumuza devam ettik. Bey Çukuru'na vardık. İlk önümüze gelen bahçeye baktığımızda; son güzün yetişen o yaylanın soğuğuna, ayazına, havasına direnircesine yetişen yukarıdaki belirttiğim yeşillikler vardı. Salata yapacak malzemeyi de bulmuştuk. Bu arada Abdullah'ın "Adem Abi roka da var bu yaylada her şey yetişiyor." dedi. Hakikaten roka da vardı. Hava soğumaya başlamıştı. Bir saat önce çiseleyen hava da açmıştı. 'Üşümeyeceğimiz bir yer bulup, ateşi yakalım mı!' diye düşünürken ilvat Gölü'ne gidip o görülesi manzaranın karşısında yiyeceklerimizi yiyelim fikri galip geldi. Hıfzı'ya "sen su doldur gel, çünkü ilvat Gölü'nün kenarında kaynak suyu olmadığını biliyorum" dedim. Hıfzı suya gitti. Ben de ilvat Gölü'ne doğru hareket ettim, ilvat Gölü de adını Akseki Büyükalan (ilvat) köyünden aldığını herkes tarafından biliniyordu, eskiden ilvat köylüleri buraya göçerlermiş. ilvat Gölü'ne vardığımızda; gölde suyun kalmadığını ve tamamen kuruduğunu gördük. Hemen geriye döndük. Bu arada telsizle Hıfzı 'yi uyarıp gelmemesini söyledik. Biz gelinceye kadar müsait bir yerere ateş yakmalarını belirttim. Tekrar bey çukuruna gelmiştim. Hıfzı ateş yakacak yer arıyordu. Neyse güzel bir yer bulduk. Fazla rüzgâr almayan bir yerde ateşimizi yaktık. Kömürleşene kadar salatamızı da İbrahim Tellioğlu yıllar önce lokantacılık yaptığı dönemlerden kalma becerisini konuşturarak hazırladı. Piknik yapacağımız yer ıslak ve soğuktu. Çevrede bulunan yassı (say) taşlardan hemen bir masa ve oturacak yer hazırladım. Yiyeceklerimiz yedik. Bu arada hava da kararmıştı. Kimse yanına aydınlatma amaçlı malzeme almamıştı. Benim arabanın torpido gözünde bulunan let ışıklı kafa lambasını kafama taktım.

Dönüş Hazırlıklarımız Başladı.

Çevreyi temizledik. Hıfzı önde olmak üzere yola koyulduğumuzda Hıfzı'nın yanlış istikamete gittiğini fark ettim. Tabi akşam olunca yollar karmakarışık bir hal alıyordu. Hemen işaret verdim ve peşimden gelmesini söyledikten sonra Akseki'ye hareket ettik. Bu sefer başka bir güzergâhtan geçiyordu. Bir saat sonra Akseki'ye geldiğimizde; Boğaz Mahallesi'nden yükselen havai fişeklerin ışıltılarını gökyüzünde gördük. Çünkü günlerden 29 Ekim günü idi ve Cumhuriyet Bayramı kutlamaları vardı. Turgay hemen fotoğraf makinasmı çıkarıp bu muhteşem görüntüleri de kaydetmeyi ihmal etmedi. 

Son Güncelleme ( Cuma, 29 Mayıs 2009 09:11 )